Özgür Aksun: “Meriç Nehri’ne Sanayi Hattı!”
Meriç Nehri’nin suyunu Çorlu ve Çerkezköy’deki Organize Sanayi Bölgeleri’ne (OSB) taşımayı öngören proje için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinin başlatıldığı ortaya çıktı. Oysa ilgili bakanlıklar, yaklaşık bir buçuk yıl önce kamuoyundan gelen sorulara “Böyle bir proje yok” yanıtını vermişti.
Tekirdağ Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesi ve çevre aktivisti Özgür Aksun, süreci “yıllardır kirleten sanayiye Meriç’ten su taşıyarak ömür uzatma girişimi” olarak nitelendiriyor ve Trakya’nın su dengesi için ciddi bir tehdit uyarısı yapıyor.
“Ergene’yi temizlemek yerine Meriç’i sanayiye bağlıyorlar”
Yıllardır Ergene havzasındaki kirlilikle mücadele eden Marmara Ereğlisi Çevre Gönüllüleri Derneği temsilcisi de olan Özgür Aksun, projenin özünü şöyle özetliyor:
“Ergene’yi sanayi atıklarıyla kirletenler, bugün yeraltı sularını bitirdikleri için yeni kaynak arıyor. Çözüm olarak da Meriç’in suyunu OSB’lere taşımayı öneriyorlar. Bu, kirleten düzeni değiştirmek yerine, ona yeni bir damar açmak anlamına geliyor.”
Aksun’a göre, Ergene havzasında yıllardır süren kirli sanayi yapısı sorgulanmadan Meriç’ten su getirilmesi, “yanlış politikaların ödüllendirilmesi” demek:
“Yanlış yönetim politikaları aynı tarihte ve aynı anlayışla ilerliyor. Ergene’de kirleten sanayiye gereken yaptırımlar uygulanmadı, şimdi ise aynı sanayiye Meriç üzerinden can suyu veriliyor. Bedelini ise tarım alanları, ekosistem ve gelecek nesiller ödeyecek.”

Bir krizden kaçarken başka bir krize mi koşuluyor?
Trakya, uzun süredir Ergene Nehri ve havzasındaki ağır sanayi kirliliğiyle anılıyor. OSB’lerin arıtılmamış ya da yetersiz arıtılmış atık suları, hem yeraltı sularını hem de nehir ekosistemini zehirledi. Marmara Denizi’ne deşarj edilen kirli sular, 2021’de tüm Türkiye’nin gündemine oturan müsilaj felaketinin başlıca nedenlerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Bugün gelinen noktada Ergene havzasında yeraltı su seviyelerinin kritik düzeylere gerilediği, birçok sanayi tesisinin su ihtiyacını karşılayamaz hale geldiği biliniyor. İşte tartışmalı Meriç projesi, bu noktada devreye giriyor: Ergene havzasında tüketilen suyun yerine, Meriç Nehri’nden hatlar çekilerek OSB’lerin beslenmesi planlanıyor.
Aksun, bu tabloyu “yangına benzin taşımak” sözleriyle tanımlıyor:
“Ergene havzasında yıllardır yürütülmesi gereken dönüşüm ertelendi. OSB’lerin su verimliliği artırılmadı, kapalı devre sistemler zorunlu kılınmadı, denetim eksiklikleri giderilmedi. Şimdi bütün bunları yapmak yerine Meriç’e göz dikildi.”
Bir buçuk yıl önce inkâr, bugün ÇED dosyası
Bölgedeki çevre örgütleri ve meslek odaları, Meriç’ten OSB’lere su taşınacağına dair bilgileri ilk gündeme getirdiklerinde Ankara’dan gelen resmi yanıt “Böyle bir proje yok” şeklindeydi.
Bugün ise aynı projeye ilişkin ÇED sürecinin başlatıldığı, su iletim hatlarının güzergâhlarının ve teknik ayrıntıların dosyalara girdiği görülüyor.
Aksun, bu çelişkiye dikkat çekerek şunları söylüyor:
“Bir buçuk yıl önce kamuoyunun sorularına ‘böyle bir proje yok’ dendi. Şimdi karşımıza ÇED dosyasıyla çıkıyorlar. Bu, hem şeffaflıkla hem de demokratik planlama ilkeleriyle bağdaşmıyor. Trakya’nın kaderini etkileyecek bir su politikası, kapalı kapılar ardında şekillenemez.”
Çevre hukukçuları da benzer kaygıları paylaşıyor. “Yok denilen bir projenin bir anda ÇED ilanlarıyla gündeme gelmesi, halkın sürecin dışına itilmesi demektir” değerlendirmesi yapılıyor.
Meriç’in suyu kimin hakkı?
Meriç Nehri, yalnızca sanayiye su taşıyacak teknik bir hat değil; Edirne Ovası’ndan sınır köylerine kadar on binlerce insanın geçim kaynağı olan tarım alanlarını besleyen bir damar. Aynı zamanda çok sayıda kuş türüne, balığa ve sulak alan ekosistemine ev sahipliği yapıyor.
İklim krizinin etkisiyle debisi dalgalanan, taşkın rejimi değişen bir nehirden büyük ölçekli sanayi tüketimi için su çekilmesi; hem tarımsal üretim hem de ekosistem sağlığı açısından yeni riskler anlamına geliyor.
Özgür Aksun, şu soruların yanıtlanmadan hiçbir kararın meşru olamayacağını vurguluyor:
- “Meriç’ten çekilecek suyun miktarı ne olacak, tarıma ayrılan pay nasıl etkilenecek?
- Kuraklık yıllarında öncelik kimde olacak: Sanayi mi, çiftçi mi, içme suyu mu?
- Uluslararası bir nehir olan Meriç’te, Bulgaristan ve Yunanistan’la olası gerilimler hesaba katıldı mı?”
Kirleten sanayiyi ödüllendiren bir model
Çevre savunucularına göre Meriç projesi, “kirleten öder” ilkesini ters yüz ediyor. Ergene havzasında yıllardır yetersiz denetimle üretim yapan, arıtma tesislerini tam kapasite çalıştırmayan ya da hiç kurmayan sanayi tesisleri, bugün yeraltı sularını tüketmiş durumda. Buna rağmen çözüm olarak aynı sanayi bölgelerine, kamu yatırımıyla yeni bir kaynaktan su taşınması tartışılıyor.
Bu durum, temiz üretime yatırım yapan, su tasarrufu sağlayan tesislerle “nasıl olsa devlet bir çözüm bulur” mantığıyla hareket edenler arasındaki adalet duygusunu da zedeliyor.
Aksun, “Ergene’yi kirleten sanayinin maliyetini toplum ödüyor; şimdi bir de Meriç’ten su hattı çekerek bu model kalıcı hale getiriliyor” diyerek tepki gösteriyor.
Gerçek çözüm: Ergene’de köklü dönüşüm
Uzmanlara ve çevre örgütlerine göre, Meriç’ten su taşımak yerine Ergene havzasında köklü bir dönüşüm kaçınılmaz:
- Sanayide su verimliliği ve geri kazanım teknolojilerinin zorunlu hale getirilmesi,
- Kapalı devre sistemlere geçişin teşvik değil zorunluluk olarak düzenlenmesi,
- Arıtma tesislerinin bağımsız, şeffaf ve sürekli denetlenmesi,
- Aşırı su tüketen ve yüksek kirlilik yaratan sektörlerde kapasite sınırlamaları,
- Yeraltı suyu çekiminin sıkı kotlara bağlanması ve ihlallerin ağır yaptırımlarla karşılanması.
Aksun, “Ergene havzasında yeraltı su varlıkları tükenme noktasına geldi. Çözüm Meriç’e yeni bir boru hattı çekmek değil, bu yanlış üretim modelini değiştirmektir” diyor.
“Nasıl bir kalkınma istiyoruz?” sorusu
Mesele yalnızca bir iletim hattının güzergâhı ya da bir baraj kapasitesi değil; Trakya için nasıl bir kalkınma modeli istendiğiyle ilgili.
Bir tarafta tarımı, doğayı, kıyıları ve içme suyu kaynaklarını önceleyen bir yaklaşım; diğer tarafta mevcut kirli sanayi yapısını olduğu gibi kabul edip ona yeni kaynaklar tahsis eden bir anlayış var.
Tekirdağ Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesi Özgür Aksun, son sözü şöyle söylüyor:
“Trakya’nın geleceğini birkaç OSB’nin kısa vadeli su ihtiyacına göre şekillendiremeyiz. Meriç’in suyu da Ergene’nin kaderi de bu bölgede yaşayan herkesin ortak meselesidir. ÇED süreci, kapalı kapılar ardında değil; çiftçinin, yurttaşın, çevre örgütlerinin katılımıyla, gerçek bir kamu tartışmasıyla yürütülmelidir.”
Trakya’nın suyu, yalnızca sanayi musluklarını besleyen teknik bir girdi değil; toprağın bereketi, yaşamın sürekliliği ve ortak geleceğimiz. Bu nedenle Meriç’in suyuna uzanan her boru hattı, aynı zamanda güçlü bir toplumsal itiraz hakkını da beraberinde getiriyor.