Ceyport Limanı’ndaki Kirliliğe Karşı Protesto
Trakya Politik – Tekirdağ’da faaliyet gösteren Ceyport Limanı’ndaki kontrolsüz klinker tozu salınımı, kentte ciddi hava ve çevre kirliliği oluşturduğu gerekçesiyle protesto edildi. Tekirdağ Kent Konseyi ve Süleymanpaşa Kent Konseyi’nin öncülüğünde düzenlenen eylemde, yetkililere çağrıda bulunularak halk sağlığını tehdit eden bu duruma karşı önlem alınması istendi.
“Halk Sağlığı Tehlikede”
Eylemde yapılan açıklamalarda, Ceyport Limanı’nda yapılan klinker tozu boşaltımının atmosfere karışmasıyla birlikte kentte hava kirliliğinin artığına dikkat çekildi. Kent Konseyi temsilcileri, kontrolsüz salınımın insan sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini, solunum yolu hastalıklarından deri kanserine kadar pek çok hastalığa neden olabileceğini belirtti.
Tekirdağ Kent Konseyi yöneticilerinden Cemal Polat, konuyla ilgili daha önce hukuki girişimlerde bulunduklarını, ancak mahkeme kararlarına rağmen kirliliğe neden olan uygulamaların devam ettiğini söyledi. Polat, “Burada yaşayan insanlar toz nedeniyle günlük hayatlarında büyük zorluklar yaşıyor. Arabaların üzerindeki tozu temizlemek bile imkansız hale gelirken, bu tozun ciğerlere etkisini düşünmek bile korkutucu” dedi.
“Yetkililer Harekete Geçmeli”
Protestoya katılanlar, limandaki faaliyetlerin denetlenmesi ve çevreye zarar vermeyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtti. Daha önce de benzer sorunlar nedeniyle hukuki yollara başvurulduğuna vurgu yapan protestocular, Tekirdağ halkının bu konuyla ilgili daha duyarlı olması gerektiğini ifade etti.
Ancak protestoya beklenenin aksine az sayıda kişinin katılması dikkat çekti. Sivil toplum örgütleri ve siyasi parti temsilcileri protestoya yeterli ilgiyi göstermedi. Yetkililere çağrıda bulunan aktivistler, halk sağlığını tehdit eden bu duruma karşı daha etkin çözümler talep etti.
Tekirdağ Kent Konseyi ve Süleymanpaşa Kent Konseyi yetkilileri, protestoların devam edeceğini ve yetkililerden somut adımlar atılmadığı takdirde daha geniş katılımlı eylemler düzenleneceğini belirtti.
Ceyport Limanı’ndaki kirlilik konusunda hukuki ve toplumsal mücadele devam ederken, Tekirdağ halkının ve yetkililerin bu konuda ne gibi adımlar atacağı merak konusu.
Tekirdağ Kent Konseyi’nden Açıklama
Eylem esnasında Tekirdağ Kent Konseyi tarafından şu şekilde bir açıklama yapıldı:
“Değerli misafirler, kıymetli katılımcılar,
Ceyport ile ilgili önemli bir konuyu ele almak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Çevremizi, sağlığımızı ve geleceğimizi yakından ilgilendiren bu süreçte toplum olarak duyarlılık göstermek ve çözüm odaklı bir yaklaşım sergilemek hepimizin sorumluluğudur. Bu basın açıklamasının, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir çözümler üretme noktasında önemli bir adım olmasını temenni ediyor, katılım sağlayan herkese teşekkür ediyorum. Birlikte sağlıklı bir çevre ve yaşanabilir bir Süleymanpaşa için çalışmaya devam edeceğiz.
Burada çevremizi korumak ve gelecek nesillere daha temiz bir Süleymanpaşa, daha temiz bir Tekirdağ, daha temiz bir Marmara Denizi bırakmak için toplandık. Çevrenin korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesi, gerçek ve tüzel kişilerle vatandaşların görevidir. İşletmeler ve vatandaşlar, alınması gereken tedbirlere ve belirlenen esaslara uymak zorundadır. Çevre korunmasına ve kirliliğin önlenmesine ilişkin çalışmalar yapılırken insan ve diğer canlı varlıkların sağlığının korunması için gerekli önlemler de alınmalıdır.
Ceyport adlı bu işletme gerekli önlemleri almamaktadır. Yanlışlarına devam ederlerse, gerekli hukuki süreçlerin başlatılması için Tekirdağ Kent Konseyi, Tekirdağ Süleymanpaşa Kent Konseyi, Tekirdağ Barosu, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Tekirdağ Şubesi ve tüm çevre dostu dernekler olarak hukuki süreçlerin takipçisi olacağımızı buradan ilan ediyoruz.
Merhaba dostlar,
Ve merhaba kıymetli, kamuya hizmet için can atan sevgili asıl mensubu arkadaşlarım. 2 Şubat 2024 günü, şu an önünde bulunduğumuz Ceyport Limanı’nda çimento ham maddesi klinkerin gemilere yüklenmesi, taşınması, boşaltılması esnasında oluşan toz bulutları havaya yayıldı ve rüzgarın da etkisiyle Vatan Mahallesi, Yüzüncü Yıl Mahallesi, Altınova Mahallesi ve Ertuğrul Mahallesi’nin deniz tarafında insan sağlığını tehdit ederek tam bir çevre katliamına yol açtı.
Bu mahallelerde yaşayan tüm canlılar toz yuttu, zehir soludu. Ne yazık ki bu mahallelerde yaşayan vatandaşlarımız, araçlarının üzerinde biriken ve çıkmayan toz kümeleri için ses yükseltti. Oysa araçlarından çıkaramadıkları o tozlar, ciğerlerinde geri dönüşü olmayan hasarlar yaratmıştı. Araçlardaki tozların temizlenmesi için vatandaşlar muhtarlık tarafından firmaya yönlendirildi. Ancak 12.02.2024 ve 13.02.2024 tarihlerinde de gündüz saatlerinden başlayarak gece saatlerine kadar tekrar toz bulutlarının istilasına uğradılar. Yine vatandaşların ciğerleri ve biraz ileride bulunan ortaokuldaki eğitim alan çocuklarımızın ciğerleri bu temizlenmesi mümkün olmayan tozlarla doldu.
Arabalarınız değil, sağlığınız önemlidir!
Özellikle de çocuklarımızın sağlığı her şeyden önemlidir. Yaklaşık iki yıl önce TMMOB Tekirdağ İl Koordinasyon Kurulu tarafından yapılan hukuksal mücadelelerde gündeme getirilen tüm olumsuzluklar, takdir edersiniz ki bir bir ortaya çıkmaya başladı. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) temsilciliğince 19.12.2021 tarihli, 6381 sayılı Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) olumlu kararının iptali istemiyle dava açılmıştır.
Bunu hepiniz takip ettiniz. Tekirdağ İdare Mahkemesi, dosyayı inceledi ve esas numarası 2021/981 olan davada, 12.10.2022 tarihinde ÇED raporundaki eksiklikler nedeniyle yürütmeyi durdurma kararı verdi. Karar, oy birliğiyle alınmış olup itiraz yolu kapalıdır.
Geldiğimiz noktada, son yaşanan olay göstermiştir ki denizde yapılan dolgularla Süleymanpaşa ilçemizin sahil aksının batı yakasıyla bağlantısı tamamen kesilmiş, kent olumsuz etkilenmiştir. Liman alanı ve çevresinde deniz ekosistemi zarar görmüş, ilçemizin yaşam alanları kısıtlanmış, kentin panoraması olumsuz etkilenmiştir.
2019 yılı Türkiye Deprem Tehlike Haritası’na göre liman alanı birinci derece yüksek tehlikeli deprem bölgesinde yer almaktadır. Son deprem yönetmeliğine göre buralarda dolgu liman yapılamaz. Herhangi bir arıza ya da sabotaj durumunda, olası bir patlamanın yaratacağı tehlikeler açıkça ortadadır. Yakın geçmişte Beyrut Limanı’nda yaşanan patlama, bu tehlikeyi gözler önüne sermektedir.
Çevre hakkı, gerek yaşam hakkı gerekse sağlık hakkıyla olan yakın ilişkisi nedeniyle günümüzde çok daha önemli hale gelmiştir. Son yaşanan olay da göstermiştir ki sağlığımız elden gitmektedir.
Namık Kemal Üniversitesi Halk Sağlığı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gamze Erol şöyle diyor:
“Çimento tozunun gemiden boşaltılıp araçlara yüklenmesi sırasında havaya büyük miktarda toz karışabilir. Bu süreçte ortaya çıkan ince partiküller, çevrede hava kirliliğine ve insan sağlığına ciddi zararlar verebilir. Solunum yollarında tahriş, kronik öksürük, astım ve KOAH gibi hastalıkları tetikleyebilir. Ayrıca çimento tozu içinde ağır metaller bulunuyorsa, uzun süreli soluma akciğer kanseri riskini artırabilir.”
Şimdi, mahkeme kararlarına uymadılar!
“Biz vatandaşa hizmet için proje uyguluyoruz” dediler ve ne yazık ki hiçbir güç karşılarında duramadı. Yine de zararın neresinden dönülse kârdır diyoruz.”
Tekirdağ Valiliği, İl Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü’ne çağrımızdır:
Havayı kirletmek ve insan hayatını tehlikeye sokmaktan sorumlu olan bu faaliyetler derhal durdurulmalıdır!
Kimse canını sokakta bulmadı. Anayasanın 56. maddesi açıkça şöyle der:
“Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.”
Yine 1972 Stockholm Deklarasyonu’nun 1. maddesi şu ifadeyi içerir:
“İnsanın, özgürlük, eşitlik ve yeterli yaşam koşulları sağlayan, onurlu ve refah içinde bir çevrede yaşamak temel hakkıdır.”
Bugünkü nesillerin ve gelecek nesillerin çevreyi koruma sorumluluğu vardır. İşte bu sorumluluk için buradayız!
Bir daha yaşanmaması için gerekli önlemlerin alınmasının takipçisi olacağız.
Saygılarımızla.“
Eylem, Dikkat Çekici Anlara Sahne Oldu
Üzerine giydiği yalıtıcı kıyafetli ölümü sembolize ederek tiyatral bir gösteri yapan Tekirdağ Kent Koneyi’nden Özgür Aksun şunları ifade etti:
“Değerli dostlar,
Burası, bu işletme ekokırım suç mahalidir. İnsanları, doğayı kirleterek öldürüyorlar. Ve insanların denizini, havasını, suyunu kirleterek, yaşam alanlarını yok ederek öldürüyorlar.
İdari para cezaları sonuç değildir. Biz, 500 tane STK olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yasa teklifi verdik. Dedik ki, ekokırım suçtur ve idari para cezaları çözüm değildir. Ve dedik ki, ceza mahkemelerinde hukukumuzda ceza işlemi olarak yer alsın, bunun bir cezai müeyyidesi uygulansın.
Kimse işletmelerin beş bin lira, on milyon lira ceza ödeyip parayı vererek işine devam etmesine göz yummamalıdır. Çünkü onlar bu paranın üç katını, beş katını kazanmaya devam ediyor.
Meclisteki, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki vekillerin hepsine sesleniyorum! Yasa teklifimizi biliyorlar. On yedi maddelik yasa teklifi sunduk. Her konuda suçlu diyoruz. Bu yasanın kanunlaştırılmasını ve meclise gelmesini talep ediyoruz.
Teşekkür ediyorum, bütün basın emekçilerine.”
Ekokırım nedir?
Ekokırım (ecocide), geniş çapta ve kasıtlı olarak çevreye ciddi zarar veren eylemleri tanımlayan bir terimdir. Genellikle büyük ölçekli çevresel tahribatları ve ekosistemleri yok eden insan faaliyetlerini kapsar. Hukuksal bir kavram olarak ekokırım, çevrenin sistematik ve geri dönülmez biçimde tahrip edilmesini içeren suçları tanımlamak için kullanılır.
1. Ekokırımın Tanımı ve İçeriği
Ekokırım, çevresel yıkımın en ağır hali olarak değerlendirilir ve ekolojik dengeyi geri dönülmez şekilde bozacak ölçekteki insan faaliyetlerini kapsar. Uluslararası Çevre Hukuku çerçevesinde, şu kriterlere sahip olaylar ekokırım olarak kabul edilir:
- Büyük Ölçekli Çevre Tahribatı: Ormanların yok edilmesi, zehirli atıkların bilinçli olarak doğaya salınması, denizlerin veya tatlı su kaynaklarının kirletilmesi.
- Kasıtlı veya Ağır İhmal Sonucu Gerçekleşmesi: Çevresel felaketlere sebep olan şirketler, hükümetler veya askeri güçler tarafından bilinçli olarak işlenmesi.
- Uzun Süreli veya Geri Döndürülemez Etkiler: Yüzlerce yıl sürebilecek ekosistem tahribatı veya canlı yaşamına kalıcı zararlar vermesi.
- İnsan ve Diğer Canlıların Hayatını Tehlikeye Atması: Çevre kirliliği nedeniyle solunum yolu hastalıkları, su kaynaklarının kirlenmesi sonucu ortaya çıkan hastalıklar ve biyolojik çeşitliliğin yok olması gibi etkiler.
2. Ekokırımın Örnekleri
Ekokırımın çeşitli biçimleri vardır ve dünya çapında pek çok örneği bulunmaktadır:
a) Endüstriyel Kirlilik ve Kimyasal Atıklar
- Bhopal Felaketi (1984, Hindistan): ABD merkezli Union Carbide şirketinin kimyasal fabrikasında meydana gelen gaz sızıntısı 15.000’den fazla insanın ölümüne ve yüz binlerce kişinin yaralanmasına neden oldu.
- Exxon Valdez Petrol Sızıntısı (1989, Alaska): Büyük bir petrol tankeri okyanusa milyonlarca varil petrol sızdırarak deniz ekosistemini mahvetti.
b) Ormansızlaşma ve Doğal Alanların Yok Edilmesi
- Amazon Ormansızlaşması: Tarım, madencilik ve yasadışı ağaç kesimi nedeniyle Amazon yağmur ormanlarının büyük bölümleri yok ediliyor. Bu durum, iklim değişikliğini hızlandırıyor ve küresel ekolojik dengeyi tehdit ediyor.
c) Radyoaktif ve Nükleer Kirlilik
- Çernobil Felaketi (1986, Ukrayna): Çernobil Nükleer Santrali’nde meydana gelen patlama, geniş alanların radyoaktif kirliliğe maruz kalmasına neden oldu. Bu felaketin etkileri hâlâ sürüyor.
- Fukuşima Nükleer Santrali Kazası (2011, Japonya): Deprem ve tsunami sonrası nükleer reaktörlerde meydana gelen erime, Pasifik Okyanusu’na büyük miktarda radyoaktif madde sızmasına yol açtı.
d) Savaşlar ve Askeri Çevre Tahribatı
- Vietnam Savaşı ve “Agent Orange” Kullanımı: ABD, Vietnam Savaşı sırasında ormanları yok etmek için Agent Orange adlı kimyasalı kullandı. Bu kimyasal milyonlarca hektar ormanı yok etti ve insanlarda genetik hastalıklara neden oldu.
3. Ekokırımın Hukuki Boyutu
Ekokırımın uluslararası hukukta resmi bir suç olarak kabul edilmesi için uzun yıllardır çalışmalar yürütülmektedir. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ekokırımı insanlığa karşı işlenen suçlar kategorisine dahil etme yönünde girişimlerde bulunmaktadır.
a) Uluslararası Hukukta Ekokırım
- 1945 Nürnberg Mahkemeleri‘nde Nazi savaş suçlularına çevresel zararlar da dahil olmak üzere suçlamalar yöneltilmişti.
- 1972 Stockholm Konferansı, ekolojik dengenin korunması gerektiğini vurgulayan ilk uluslararası zirve oldu.
- 2002 yılında kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım gibi konulara ek olarak çevresel suçları da kapsayacak şekilde genişletilmek isteniyor.
b) Ekokırımı Suç Sayan Ülkeler
Bazı ülkeler, ekokırımı ulusal yasalarına dahil etmeye başladı:
- Fransa (2021): Ekokırımı bir ceza suçu olarak tanıyan ilk ülkelerden biri oldu.
- Belçika, Finlandiya, İsveç ve Kanada, benzer yasa tasarılarını tartışıyor.
c) Türkiye’de Ekokırım Hukuku
Türkiye’de çevre suçlarıyla ilgili çeşitli yasalar olsa da, ekokırım henüz bağımsız bir suç olarak tanımlanmamıştır. Mevcut çevre kanunları genellikle para cezaları ve idari yaptırımlarla sınırlıdır. Ancak, çevre aktivistleri ve hukukçular, ekokırımın Türk Ceza Kanunu’na bağımsız bir suç olarak eklenmesi için çalışmalar yürütmektedir.
4. Ekokırım ile Mücadele Yöntemleri
Ekokırımın önlenmesi ve çevre koruma önlemlerinin artırılması için atılabilecek adımlar şunlardır:
a) Uluslararası Hukuki Mücadele
- Birleşmiş Milletler (BM) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ekokırımı tanımalı ve yaptırımlar uygulamalıdır.
- Çevre suçları için küresel bir Uluslararası Çevre Mahkemesi kurulmalıdır.
b) Ulusal Düzeyde Yasal Önlemler
- Ekokırım yasalarının çıkarılması ve ağır yaptırımlar getirilmesi. (Hapis cezası, büyük ölçekli maddi tazminatlar vb.)
- Sanayi tesisleri, madencilik ve enerji projeleri için daha sıkı denetimler yapılması.
- Çevreyi kirleten şirketlere karşı halk davalarının açılmasının kolaylaştırılması.
c) Toplumsal ve Sivil Toplum Hareketleri
- Çevre aktivizmi ve bilinçlendirme kampanyaları ile halkın bu konuda duyarlılığının artırılması.
- Yerel yönetimlerin ve belediyelerin daha sıkı çevre denetimleri yapması.
- Sürdürülebilir enerji ve geri dönüşüm politikalarının yaygınlaştırılması.
Sonuç: Ekokırımın Önlenmesi Gelecek Nesiller İçin Zorunluluktur
Ekokırım, yalnızca çevreye zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda insan hakları ihlali ve küresel ekosistemin çökmesine neden olur. Eğer ciddi önlemler alınmazsa, gelecekte ekolojik yıkım daha da geri dönülemez boyutlara ulaşacaktır.
Ekokırımın uluslararası bir suç olarak kabul edilmesi, doğayı ve canlı yaşamını korumak adına hayati bir adımdır. Hem ulusal hem de uluslararası düzeyde hukuki çerçeve oluşturularak, çevreyi tahrip eden kişi ve kuruluşlar ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kalmalıdır.