Dolar 44,3122
Euro 51,5776
Altın 6.378,87
BİST 13.140,04
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 10°C
Yağmurlu
Tekirdağ
10°C
Yağmurlu
Paz 10°C
Pts 11°C
Sal 10°C
Çar 13°C

Marmaraereğlisi’nde yeni çevre tehdidi: Kimyasal depolamaya kapasite artışı isteniyor

23 Mart 2026 16:45 | Son Güncellenme: 23 Mart 2026 17:07
120

TEKİRDAĞ – Marmaraereğlisi bir kez daha çevreyi, denizi, toprağı ve halk sağlığını tehdit eden bir projeyle gündemde. Sultanköy’de planlanan akaryakıt ve kimyasal ürün depolama terminali için kapasite artışı süreci başlatılırken, gözler şimdi 26 Mart’ta yapılacak Halkın Katılımı Toplantısı’na çevrildi. Ancak çevre duyarlılığı taşıyan yurttaşlar ve bölgedeki yaşam savunucuları açısından asıl soru şu: Bu toplantı gerçekten halkın görüşünü almak için mi yapılıyor, yoksa önceden verilmiş bir kararın “ÇED olumlu” kılıfı mı hazırlanıyor?

Marmaraereğlisi yıllardır sanayi baskısı, çevre kirliliği, kıyı tahribatı ve plansız yapılaşma tartışmalarıyla anılıyor. Şimdi bu yükün üzerine bir de kimyasal depolama kapasitesinin artırılmak istenmesi, bölgede yaşayan yurttaşların kaygılarını daha da büyüttü. Çünkü mesele yalnızca yeni bir yatırım değil; mesele, zaten alarm veren bir coğrafyanın daha da ağır bir risk kuşağına itilmek istenmesi.

Marmaraereğlisi bir sanayi arka bahçesi değildir

Deniziyle, kıyı yaşamıyla, yerleşim alanlarıyla, tarım potansiyeliyle ve doğal yapısıyla değer taşıyan Marmaraereğlisi’nin yıllar içinde kimyasal ve endüstriyel baskı altına sokulması, kamu yararı açısından ciddi bir tehdit olarak görülüyor. Yerleşim alanlarına yakın depolama sahaları, olası sızıntı, yangın, patlama, hava kirliliği ve deniz kirliliği riskleriyle birlikte yalnızca bugünü değil, kentin geleceğini de tehdit ediyor.

Bölge halkının tepkisi de tam bu noktada yoğunlaşıyor. Çünkü Marmaraereğlisi’nde insanlar artık yeni bir sanayi yükü değil, nefes alabilecekleri, çocuklarını güvenle büyütebilecekleri bir çevre istiyor. Kimyasal ürün depolama faaliyetlerinin büyütülmesi ise bu beklentinin tam tersine işaret ediyor.

ÇED süreci koruma için mi, onay için mi?

Çevresel Etki Değerlendirmesi süreçlerinin asli amacı çevreyi, yaşam alanlarını ve halk sağlığını korumak olmalı. Ancak Türkiye’de pek çok projede ÇED mekanizmasının, şirketlerin önünü açan bir formaliteye dönüştüğü yönünde güçlü bir toplumsal kanaat bulunuyor. Marmaraereğlisi’ndeki bu yeni kapasite artışı girişimi de tam olarak bu nedenle tepki çekiyor.

“Halkın Katılımı” başlığı altında yapılacak toplantının gerçekten halkın iradesine alan açıp açmayacağı şimdiden tartışma konusu. Çünkü yurttaşlar artık yalnızca dinlenmek değil, karar süreçlerinde belirleyici olmak istiyor. Toplantı salonunda birkaç itirazın kayda geçirilip ardından “ÇED olumlu” raporunun çıkarılması, kamu vicdanında meşru kabul edilmiyor.

Bu kent daha ne kadar yük kaldıracak?

Marmaraereğlisi ve çevresi geçmişte de dere kirliliği, atık deşarjı iddiaları, sanayi kaynaklı çevre sorunları ve yaşam alanlarını tehdit eden projelerle gündeme gelmişti. Yani bugün yaşanan tartışma bir ilk değil; tersine, yıllardır biriken çevresel baskının yeni bir halkası.

Üstelik bölgenin su kaynakları üzerindeki baskı, yeraltı suyu kullanımı, deniz ekosistemi üzerindeki tehditler ve deprem gerçeği de ortadayken, kimyasal ve akaryakıt depolama kapasitesinin artırılmak istenmesi çok daha ağır sonuçlar doğurabilecek bir tercih olarak değerlendiriliyor. Böylesine hassas bir coğrafyada kamu yönetiminin görevi risk büyütmek değil, riski azaltmak olmalı.

Halka rağmen değil, halk için karar alınmalı

Çevre savunucularına göre Marmaraereğlisi’nde ihtiyaç duyulan şey yeni bir kapasite artışı değil; mevcut çevresel baskının geriletilmesi, kıyıların, toprağın ve yaşam alanlarının korunması. Bilimsel, şeffaf ve gerçekten bağımsız bir değerlendirme yapılmadan, yalnızca yatırım mantığıyla ilerletilecek her süreç halk sağlığını ikinci plana itmiş olacak.

Bugün sorulması gereken soru nettir: Bir şirketin büyüme hedefi mi esas alınacak, yoksa Marmaraereğlisi’nde yaşayan insanların yaşam hakkı mı?

Bu soruya verilecek yanıt yalnızca bir proje dosyasının kaderini değil, Marmaraereğlisi’nin nasıl bir geleceğe mahkûm edilmek istendiğini de gösterecek.

Marmaraereğlisi susmayacak

Bölge halkı açısından mesele sadece bir terminal, bir kapasite artışı ya da teknik bir dosya meselesi değil. Bu mesele, kıyıların kimyasal sanayi kuşatmasına açılıp açılmayacağı meselesidir. Bu mesele, çocukların nasıl bir çevrede yaşayacağı meselesidir. Bu mesele, denizin, toprağın ve havanın sermaye lehine gözden çıkarılıp çıkarılmayacağı meselesidir.

Tekirdağ Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyesi ve çevre aktivisti Özgür Aksun ise söz konusu kapasite artışı girişimine sert tepki gösterdi. Aksun, Marmaraereğlisi’nin artık yeni bir kimyasal yükü taşıyabilecek durumda olmadığını belirterek şu açıklamayı yaptı:

“Biz yıllardır aynı şeyi söylüyoruz. Marmaraereğlisi bir sanayi çöplüğü değildir, kimyasal depolama üssü hiç değildir. Burası insanların yaşadığı, çocuklarını büyüttüğü, denize girdiği, nefes aldığı bir yaşam alanıdır. Şimdi bu yaşam alanının hemen dibinde akaryakıt ve kimyasal ürün depolama kapasitesinin artırılmak istenmesi, açıkça halk sağlığını, çevre güvenliğini ve bölgenin geleceğini hiçe saymaktır.

Bu tür tesisler yalnızca bulundukları parseli ilgilendirmez. Bir sızıntı olduğunda toprağı etkiler, yeraltı sularını etkiler, dereleri etkiler, denizi etkiler. Bir gaz salımı olduğunda havayı etkiler, çevrede yaşayan insanların soluduğu nefesi etkiler. Bir yangın ya da patlama riski ortaya çıktığında ise bunun sonuçları yalnızca tesis sınırları içinde kalmaz. Burada söz konusu olan şey basit bir kapasite artışı değildir; çok daha büyük bir tehlike zincirinin büyütülmesidir.

Marmaraereğlisi ve çevresi zaten yıllardır ağır sanayi, kimyasal baskı, deniz kirliliği, dere kirliliği, plansız yapılaşma ve ekolojik tahribat tehdidi altında. Bugün hâlâ bu bölgeye yeni riskler yüklemekten söz ediliyorsa, burada kamu yararı değil, sermaye yararı öne alınıyor demektir. Biz buna itiraz ediyoruz. Çünkü bu coğrafya artık daha fazla kirlenmeyi değil, korunmayı hak ediyor.

Bölgenin deprem gerçeği ortadadır. Trakya’nın su sorunu ortadadır. Yeraltı sularının ne kadar kritik hale geldiği ortadadır. Deniz ekosisteminin ne kadar kırılgan olduğu ortadadır. Yerleşim alanlarına bu kadar yakın noktalarda kimyasal ve akaryakıt depolama faaliyetlerinin büyütülmek istenmesi kabul edilemez. Olası bir endüstriyel kazada bunun bedelini şirketler değil, burada yaşayan halk öder. Zehirli havayı halk solur, kirlenen suyu halk kullanır, yok olan kıyının acısını halk çeker.

Üstelik biz bu bölgede geçmişte kirlilik olaylarını da gördük. Derelerin renk değiştirdiği, atık iddialarının gündeme geldiği, çevre felaketi uyarılarının yapıldığı süreçleri yaşadık. Bütün bunlara rağmen hâlâ kapasite artışı konuşuluyorsa, bu durum geçmişten ders çıkarılmadığını gösterir. Bugün yapılması gereken şey yeni ÇED dosyalarıyla şirketlere alan açmak değil; Marmaraereğlisi’nin mevcut çevresel yükünü azaltacak kararlar almaktır.

Halkın Katılımı Toplantısı adı altında yürütülen süreçlerin göstermelik bir prosedüre dönüşmesini de kabul etmiyoruz. Halk gerçekten söz sahibi olacaksa, burada yaşayan insanların itirazları kararın merkezinde yer almalıdır. Ama ne yazık ki ülkemizde çoğu zaman bu toplantılar, sonradan verilecek ÇED olumlu kararlarının ön hazırlığı gibi işletiliyor. Oysa çevreyi korumayan, yaşam hakkını savunmayan hiçbir karar meşru değildir.

Biz çok açık söylüyoruz: Marmaraereğlisi’nin kıyıları, toprağı, havası ve suyu şirket raporlarına teslim edilemez. Bu bölge daha fazla kimyasal depolama baskısını kaldırmaz. Bugün sessiz kalınırsa yarın çok daha büyük bir felaketin önünde konuşmak zorunda kalırız. Bu nedenle kapasite artışı planından vazgeçilmelidir. Marmaraereğlisi için ihtiyaç olan şey yeni tehditler değil, gerçek çevre korumasıdır.”

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Trakya Haber

Trakya Politik

Trakya Gazetesi