Dolar 43,4816
Euro 51,3988
Altın 6.896,26
BİST 13.875,32
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 7°C
Yağmurlu
Tekirdağ
7°C
Yağmurlu
Pts 5°C
Sal 4°C
Çar 10°C
Per 12°C

Tekirdağ Milletvekili Mestan Özcan’dan Ak Parti’ye sitem: “Milletvekili maaşımla geçinemiyorum!”

28 Ocak 2026 12:29
662

Çorlu – TBMM’de emekli yoksulluğunu görünür kılmak için CHP’nin “temsili tabut” eylemini “provokasyon” diye yaftalayan AK Parti Tekirdağ Milletvekili Mestan Özcan, Çorlu’da kameraların karşısına geçti. Mestan Özcan milletvekili maaşıyla geçinemediğini ifade ederek Ak Parti hükümetinden dert yandı. Sunumunda enflasyondan emeklilerin alım gücüne, Ergene’den barajlara uzanan geniş bir tablo çizdi; “düşen enflasyon”, “hedefli destek”, “Mart’ta su tutma” gibi cümlelerle umut vadetti. Fakat toplantı bittiğinde ortada kalan şey, Tekirdağlıların her gün yaşadığı gerçeklikle bu cümleler arasındaki makastı. Bu makas, CHP’nin Meclis’teki eyleminin neden siyasi değil sosyal bir çığlık, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nin su ve sosyal politikalarındaki ısrarının neden haklı bir yerden yükseldiğini de açıkça gösteriyordu.

Ak Parti Milletvekili Özcan Maaşına İsyan Etti!

AK Parti Tekirdağ Milletvekili Mestan Özcan, milletvekili maaşlarının kamuoyunda sanıldığı kadar yüksek olmadığını savunarak, vekilliğin ciddi bir mali yük getirdiğini söyledi. “İsteyen buyursun, hem maaşımı hem emekli maaşımı veririm; bir ay idare etmeyi denesin” çağrısı yaptı.

Özcan, araç ve yakıt konusunda devletin milletvekillerine tahsis yapmadığını ve yakıt masraflarının karşılanmadığını belirtti. Uçuşların ücretsiz olmadığına dikkat çekerek yalnızca yaklaşık 100–200 lira indirim uygulandığını ifade etti. TBMM lokantasıyla ilgili “çok ucuz” algısının gerçeği yansıtmadığını, bu eleştiriler sonrası beş kez zam yapıldığını söyledi. Misafirhane ve otel ücretlerinin de sürekli arttığını vurguladı.

Bir milletvekilinin aylık harcamasının, aldığı maaşın en az bir buçuk iki katına çıktığını ileri süren Özcan, “Siyaset er meydanıdır; isteyen bir partiye üye olur, seçime girer, bu haklardan yararlanır” dedi. Siyasete para için değil, hizmet için girdiğini de sözlerine ekledi.

Çarşının Hakemliği: Enflasyon Düşse de Fiyat Düzeyi İnmiyor

Özcan’ın ekonomi anlatısı, “yıl ilerledikçe rahatlama” vaadiyle başladı. Oysa Tekirdağ’ın pazarlarında ve kiralık ev ilanlarında hissedilen şey, hız azalsa da düşmeyen fiyat düzeyi. Enflasyonun düşmesi fiyatların indiği anlamına gelmiyor; tam tersine, her zamdan sonra hayat yeni bir basamağa tırmanıyor ve orada kalıyor. Emeklilerin sepeti gıda, kira, enerji ve sağlıktan oluşuyor. Bu kalemler artışa en açık kalemler. “Hedefli destek” sözü, kimlere, hangi ölçütle, hangi bütçeyle, hangi takvimle verileceği açıklanmadıkça bir yönetim modeli değil bir temenni olmaktan ileri gidemiyor. CHP’nin Meclis’teki eylemi ise tam da bu sebeple yerinde: Emeklinin alım gücü erirken, “içtüzük” tartışmalarıyla faturanın üzerindeki rakam silinmiyor. CHP, “tabut” metaforuyla bir yasa ihlali değil, toplumun gözünün önünde gerçekleşen bir çöküşü kayda geçiriyor. İtirazın hedefinde polemik değil, mutfak masrafı var.

Tercihlerin Aynası: Deprem Yükü Var, Vergi Adaleti Yok

Ekonominin ikinci perdesi bütçe tercihlerinde açılıyor. Depremin yükü elbette ağır; fakat ağır olan yalnızca deprem değil, tercihler. Dolaylı vergilerin haneler üzerindeki baskısı sürerken, vergi adaletinde kalıcı bir düzenleme yapılmadan, kiralarda arz ve denetimi bir arada ele alan somut bir paket ortaya konmadan, gıda tedarik zincirinde üreticiyi, nakliyeyi ve perakendeyi birlikte disipline eden bir program açıklanmadan “yıl sonu rahatlama”sı sahada karşılık bulmuyor. CHP’nin uzun süredir ısrarla dile getirdiği, sosyal devletin evrensel ilkelerine yaslanan kapsayıcı ve öngörülebilir bir gelir desteği yaklaşımı burada anlam kazanıyor. Bu yaklaşım, başvurulu ve dışlayıcı modeller yerine hakkaniyetli ve şeffaf bir zemini işaret ediyor.

Suya Yazılan Vaad: Baraj Yetmez, Talep Yönetimi Şart

Gündemin düğüm noktası ise su. Özcan’ın “Mart’ta su tutma” vurgusu, ilk bakışta ümit veren bir başlık. Fakat Tekirdağ’ın su krizini yalnızca baraj ve iletim hattı üzerinden anlatmak, yangına hortum göstermek gibi. Krizin adı arz kadar talep. Yeraltı suları pek çok noktada çok derinlere çekildi; bu, elektrik maliyetlerini artırıyor, suyun kalite parametrelerini zorluyor, kuyulara bağımlılığı kalıcılaştırıyor. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi uzun süredir kayıp kaçakla mücadelede, şebeke yenilemede, sanayide geri kullanım ve tarımda basınçlı sulama gibi talep yönetimi araçlarında ısrar ediyor. Bu ısrar, siyasal değil teknik bir zorunluluk. Baraj tek başına çözüm değil; çözüm, DSİ, belediye, OSB ve sanayiciyi aynı masada bağlayıcı hedeflerle buluşturan, takvimi ve finansmanı belli bir su yönetimi sözleşmesi. CHP’nin belediyecilik pratiği tam da bu noktada haklı: Veriyi, takvimi ve şeffaf raporlamayı önceleyen model olmadan “su tutma” yalnızca bir başlangıç cümlesi.

Ergene’nin İmtihanı: Arıtma Var, Koku Neden Bitmiyor?

Ergene’nin kokusu ve kirliliği de benzer bir haklılık testi. İleri biyolojik arıtmalar devreye girse bile, kaynaktaki endüstriyel deşarjlar sıkı bir izleme ve yaptırımla kontrol altına alınmadıkça ne koku kalıcı biçimde diner ne de ekosistem nefes alır. Dip çamurunun çıkarılması teknik, mali ve çevresel riskleri olan uzun bir yol. Yer seçimi, sızıntı kontrolü, bertaraf planı ve finansman açıklanmadan “çözüm” ifadesi siyaset retoriğine dönüşür. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nin havza ölçeğinde, yağmur suyu ve atıksu hatlarının ayrıştırılmasından dere yatağı rehabilitasyonuna uzanan teknik takvim ısrarı bu yüzden kıymetli. CHP’nin çevre politikaları, bu ısrarlı mühendislik dilini savunuyor; günü kurtaran müjdeler yerine kalıcı sonuçlar arıyor.

Teşvik Haritası Masalı: Takvimsiz Söz, Yatırımcıyı İkna Etmez

Özcan’ın teşvik haritası eleştirisi ise yıllardır tekrar eden bir başka başlık. Tekirdağ’ın gelişmişlik sınıflandırmasının yatırımı zorladığı iddiası yeni değil. Yeni olması gereken şey, bu tespitin arkasından gelecek somut paket. Eğer mesele merkezî sınıflandırmaysa, çözümü de yasa değişikliği, mali etki analizi, OSB’lerle bağlayıcı istihdam ve yeşil dönüşüm hedefleri, enerji ve lojistik maliyetlerinde dengeleyici araçlarla birlikte açıklanmalı. Yatırımcı için ikna edici olan, “değişecek” sözünden çok, takvimi ve kaynağı netleştirilmiş bir yol haritasıdır. CHP’nin yerelde geliştirdiği üretim, istihdam ve çevresel dengeyi aynı çerçevede tutan yaklaşım, bu noktada da tutarlılık sunuyor.

Tabutun Kıyameti: İçtüzük Gürültüsü, Mutfak Sessizliğini Bozamıyor

Büyük fotoğraf şunu söylüyor: CHP’nin Meclis’teki itirazı bir protokol tartışması değil, toplumsal bir alarm zili. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nin su ve çevre başlıklarındaki teknik ısrarı ise siyaset değil, şehir yönetimi sorumluluğu. Mestan Özcan’ın Çorlu’daki anlatısı, bu iki çıtanın altında. Söz çok; fakat sözün tutunacağı plan, takvim ve bütçe yok. Tekirdağ’ın beklediği şey, vitrin değil. İlçe ilçe kayıp kaçak oranlarının aylık yayımlandığı, sanayide geri kullanım hedeflerinin yıllık hesap verildiği, tarımda su verimliliği için teşviklerin sahaya indiği, emeklinin alım gücünü koruyan kalıcı ve kapsayıcı bir gelir desteğinin yürürlüğe girdiği bir yönetim planı. CHP’nin çizdiği çerçeve bu plana yakın duruyor; AK Parti’nin sözü ise şimdilik bu planın uzağında kalıyor.

Final Çağrısı: Siyasetin Sesi Değil, Kamunun Nefesi

Sonuç olarak, Çorlu’da kurulan cümleler Tekirdağ’ın günlük hayatıyla karşılaştığında gerçekleri eğip bükemiyor. Emeklinin cebi, kiracının ay sonu, çiftçinin kuyusu, sanayicinin arıtması ve Ergene’nin yatağı aynı gerçeği söylüyor. CHP’nin ve Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nin talep ettiği şey basit: Şeffaf veri, takvimli hedef, bağlayıcı sorumluluk ve sosyal adalet. Bu dört başlık yerini bulmadıkça, hiçbir müjde kalıcı olamayacak. Tekirdağ’ın ihtiyacı tam da bu; siyasetin sesi değil, kamunun nefesi.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Trakya Haber

Trakya Politik

Trakya Gazetesi