Dolar 44,8791
Euro 52,8425
Altın 6.919,59
BİST 14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 17°C
Yağmurlu
Tekirdağ
17°C
Yağmurlu
Pts 17°C
Sal 18°C
Çar 12°C
Per 14°C

Bulgaristan “İlerici” Bir Yol Tercih Etti

20 Nisan 2026 10:09
131

Bulgaristan’da 19 Nisan 2026’da yapılan erken genel seçim, ülkenin son beş yıl içindeki sekizinci parlamento seçimi oldu. Sandıktan çıkan en net sonuç ise şu: Seçmen, bitmeyen koalisyon krizlerinden, yolsuzluk iddialarından, oligark düzeninden ve hayat pahalılığından bunalmış durumda. Eski Cumhurbaşkanı Rumen Radev’in öncülüğündeki İlerici Bulgaristan, çıkış anketlerinde yaklaşık yüzde 39 bandında görünürken ilerleyen sayımlarda yüzde 44-45 düzeyine yükselen oy oranıyla açık ara birinci sıraya yerleşti. Reuters’ın aktardığı sayımlarda PP-DB yaklaşık yüzde 14.2, GERB ise yaklaşık yüzde 13 düzeyinde kaldı; AP de katılımın yaklaşık yüzde 43.4 olduğunu bildirdi.

Bu tablo, yalnızca bir seçim zaferi değil; Bulgaristan’da yıllardır ülkeyi kilitleyen merkez sağ düzenin, teknokrat liberal reçetelerin ve “istikrar” iddiasıyla sürdürülen seçkinler siyasetinin ağır bir sorgulanmasıdır. Çünkü bu seçim, klasik anlamda sadece sağ ile sol arasında yaşanmış bir yarış değil; aynı zamanda halkın, devletin tepelerinde kümelenmiş güç ağlarına karşı bir öfke boşalımı olarak da okunmalıdır. Reuters’a göre seçim, Aralık 2025’te ekonomik politikalar ve yolsuzlukla mücadelede başarısızlık gerekçesiyle büyüyen sokak protestolarının ardından gelen hükümet çöküşünün üzerine yapıldı.

Radev’in başarısını sadece “Rusya’ya yakınlık” diye okumak eksik olur

Batı medyasının önemli bir bölümü sonucu ilk anda “Kremlin’e yakın eski cumhurbaşkanının zaferi” başlığıyla verdi. Bu tanım bütünüyle temelsiz değil; Radev gerçekten de Ukrayna’ya askeri yardıma mesafeli, Rusya ile diyaloğu savunan ve Avrupa Birliği’nin bazı çizgilerini eleştiren bir siyasetçi. Ancak seçimin sınıfsal ve toplumsal dinamiklerini görmeden yapılan her okuma eksik kalır. Reuters ve AP’ye göre Radev’in kampanyası, yalnızca dış politika söylemiyle değil; yolsuzluk karşıtılığı, yerleşik elitlere tepki ve siyasi istikrarsızlığı sona erdirme iddiasıyla güç topladı.

Tam da bu nedenle Bulgaristan’daki sonuç, soldan bakıldığında iki farklı düzlemde değerlendirilmeli. Bir yanda, yıllardır piyasacı uyum politikaları, teknokratik reform paketleri ve Avrupa merkezli “istikrar” reçeteleriyle yönetilen bir ülkede halk, düzen partilerine güçlü bir sarı kart göstermiştir. Öte yanda ise bu itirazın örgütlü emek, kamucu dönüşüm ve güçlü sosyal devlet programı etrafında değil; daha çok anti-oligark, egemenlikçi ve güçlü lider merkezli bir hatta toplanmış olması, Bulgar solunun tarihsel zayıflığını da ortaya koymaktadır. Yani ortada sol bir toplumsal öfke zemini vardır; ama bunu kurumsal sola tahvil eden güçlü bir siyasal araç henüz görünmemektedir. Bu, haber verilerinden yapılan bir siyasal çıkarımdır.

Asıl yenilen GERB kadar liberal merkez de oldu

Seçimin bir başka önemli sonucu, yalnızca Boyko Borisov’un çizgisindeki GERB’in değil, reformcu-liberal blok PP-DB’nin de geniş bir sıçrama yapamaması oldu. Yani Bulgar seçmeni sadece eski sağ iktidarı değil, “yolsuzlukla mücadele + Avrupa uyumu + teknokratik reform” eksenini temsil eden liberal merkezi de yeterli bulmadı. Bu, özellikle Balkanlar ve Doğu Avrupa’da son yıllarda daha sık görülen bir eğilimin devamı: Halk, yalnızca hukuk devleti ve iyi yönetişim diliyle yetinmiyor; günlük hayatına değen ekonomik güvence, sosyal koruma ve siyasal kararlılık da talep ediyor. Reuters ve AP’nin seçim öncesi ve sonrası aktardığı tablo, kampanyanın temel başlıkları arasında hayat pahalılığı, yolsuzluk ve yönetim krizinin bulunduğunu açık biçimde gösteriyor.

Burada dikkat çekici noktalardan biri de aşırı sağın beklenen büyük sıçramayı yapamamasıdır. Milliyetçi ve Rusya yanlısı sert sağ çizgiler seçimde tüm öfkeyi tek başına toplamadı. Bu durum, Bulgar seçmeninin sistem karşıtı öfkesini ille de klasik aşırı sağ kalıplarına teslim etmediğini gösteriyor. Fakat bu, tehlikenin geçtiği anlamına da gelmez. Sosyal adalet, ücretler, kamu hizmetleri ve gelir dağılımı başlıkları soldan güçlü biçimde doldurulmazsa, aynı öfke yarın çok daha sert milliyetçi kanallara da akabilir. Bu değerlendirme, seçim sonuçları ile ülkedeki uzun süreli siyasi tıkanmanın birlikte okunmasına dayanmaktadır.

Bulgaristan için anlamı: sandık “istikrar” istedi ama adalet talebi de büyüyor

Radev’in önündeki temel sınav şimdi başlıyor. Seçim zaferi, kendi başına toplumsal krizi çözmez. Reuters, Radev’in bir azınlık hükümeti seçeneğini açık tuttuğunu ve koalisyona da kapıyı tamamen kapatmadığını yazıyor. Yani sandıktan güçlü bir birincilik çıkmış olsa da yönetme sınavı devam ediyor. Üstelik aynı Reuters haberleri, eleştirmenlerin Radev çizgisinin ekonomik ve demografik sorunlara dair hâlâ net bir yol haritası sunamadığını belirttiğini aktarıyor.

Dolayısıyla Bulgaristan’da bugün ortaya çıkan momenti “sol iktidar geldi” diye okumak da, “Moskova kazandı” diye okumak da kaba bir indirgeme olur. Daha doğru tanım şu olabilir: Bulgar halkı, düzenin eski merkezlerini cezalandırdı; şimdi ise bu tepkinin sosyal adalete mi, güçlü kamu yararına mı, yoksa yalnızca yeni bir merkezî iktidar blokuna mı dönüşeceği belirleyici olacak. Sandık, eski siyaseti reddetti; fakat yeni dönemin emekçiler lehine kurulup kurulmayacağı henüz belli değil.

Türkiye açısından ders: halk, “istikrarlı neoliberalizm”e değil, hayatına değen siyasete bakıyor

Bulgaristan’daki bu sonuç Türkiye açısından da dikkatle okunmalı. Çünkü iki ülke farklı tarihsel ve kurumsal yapılara sahip olsa da seçmen davranışında benzer bir ortak damar var: Halk, artık soyut reform vaatlerinden, elit uzlaşmalarından ve sürekli kriz üreten siyasal denklemlerden bıkmış durumda. İnsanlar yalnızca “demokrasi”, “istikrar” ya da “Avrupa standardı” gibi genel başlıkları değil; cebine, işine, ücretine, barınmasına ve günlük hayatına ne olacağını soruyor.

Türkiye solunun ve geniş muhalefetin Bulgaristan’dan çıkaracağı ilk ders burada yatıyor. Yolsuzluk karşıtılığı önemli, hatta kurucu bir başlık. Ama tek başına yetmiyor. Hayat pahalılığına, güvencesizliğe, gelir eşitsizliğine ve kamusal çöküşe doğrudan cevap vermeyen hiçbir siyaset, halkın büyük öfkesini kalıcı biçimde taşıyamıyor. Bulgaristan’da liberal merkez bu yüzden sınırına çarptı; düzen sağının çöküşü kadar bunun da altı çizilmeli. Reuters, seçim kampanyasının temel gündemleri arasında yolsuzluk, hayat pahalılığı ve istikrarlı yönetim ihtiyacını özellikle vurguluyor.

İkinci ders de şu: Seçkinler arası denge siyaseti çöktüğünde, boşluğu mutlaka sol doldurmuyor. Eğer emek eksenli, kamucu, laik, demokratik ve halkçı bir seçenek yeterince görünür değilse, kitle öfkesi egemenlikçi-popülist merkezlerde toplanabiliyor. Türkiye’de de benzer bir risk ve benzer bir fırsat aynı anda var. Mesele yalnızca iktidara karşı olmak değil; halk sınıflarına güven veren, devleti kamusal yarar için yeniden kuracağını söyleyen, ücretliyi ve yoksulu merkeze alan bir programı inandırıcı biçimde kurabilmek.

Üçüncü ders ise dış politika başlığında saklı. Bulgaristan örneği, geniş halk kitlelerinin Batı ile Doğu arasındaki jeopolitik tartışmalardan çok, kendi ülkesindeki yaşam krizine baktığını bir kez daha gösteriyor. Elbette dış politika önemlidir; ancak sandığı belirleyen ana dinamik çoğu zaman mutfaktır, ücret bordrosudur, kamu hizmetinin kalitesidir, yolsuzlukla iç içe geçmiş devlet yapısına duyulan öfkedir. Bulgar seçmeni de bunu söyledi.

Oligark Düzeni mi, Sosyal Adalet mi?

Bulgaristan’daki 19 Nisan seçimi, Balkanlar’da yeni bir dönemin habercisi olabilir. Ama bu yeni dönemin gerçek anlamı, yalnızca Radev’in kaç oy aldığıyla değil; bu öfkenin kimin yararına kurumsallaşacağıyla belli olacak. Eğer Bulgaristan’da ortaya çıkan enerji sosyal adalet, kamusal hizmet, emeğin korunması ve oligark düzeninin gerçekten tasfiyesi yönünde akmazsa, bugün “değişim” diye görülen dalga yarın başka bir otoriter merkezde de katılaşabilir.

Türkiye açısından bakıldığında ise tablo nettir: Halklar artık sadece yönetim değişikliği değil, düzen değişikliği istiyor. Solun önündeki soru da tam burada duruyor: Bu talebi gerçekten halkçı, eşitlikçi ve kamucu bir hatta dönüştürebilecek mi; yoksa bir kez daha öfke, başka merkezlerin yakıtı mı olacak? Bulgaristan sandığı bu soruyu yalnız Sofya’ya değil, Ankara’ya da sormuştur.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Trakya Haber

Trakya Politik

Trakya Gazetesi