Dolar 42,5007
Euro 49,3389
Altın 5.763,59
BİST 10.898,70
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 14°C
Çok Bulutlu
Tekirdağ
14°C
Çok Bulutlu
Pts 14°C
Sal 13°C
Çar 14°C
Per 15°C

CHP Gerçekçi Olmalı, İmkânsızı İstemeli!

17 Nisan 2025 10:44
532

Cumhuriyet Halk Partisi, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla birlikte toplumda gerçekten de karşılığı olan bir damar yakaladı. Apolitik diye yakınılan gençlerin sokakları kuşatmasından tutun da, AKP iktidarının çeyrek asırlık birinciliğine son vermesine kadar moral üstünlük hat safhada seyrediyor. Peki, bu moral üstünlük sürdürülebilir mi? CHP’nin daha iyisi ve mutlak olarak ilk genel seçimden birinci olarak çıkması için ne yapması gerekiyor? Trakya Politik eğrisiyle doğrusuyla CHP’nin son durumunu masaya yatırıyor.

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim. Yazının başlığı olan “Gerçekçi ol, imkânsızı iste” sözü dünyanın en popüler devrimcisi Ernesto Che Guevara’ya ait. Eminim ki İmamoğlu’nun tutuklanması sonrasında görkemli sokak gösterilerine katılan gençler arasında Che’yi tanımayan, en azından sadece adını duymuş ezici bir çoğunluk vardır. Yazıyla çiziyle işleri olduğunu sanmasak bile yine de sokak protestolarına katılıp polise karşı şınav çekerek ilginç bir eylem tarzı benimseyen bu gençlerin Che’yi araştırmasının önemini başta hatırlatmak gerekiyor. Che, sizden iyi şınav çekiyordu gençler! Şimdilik bunu bilin, araştırdıkça fazlasını öğreneceksiniz.

AKP’nin Volan Kayışları

Cumhuriyet Halk Partisi’nin en büyük sorununun 12 Eylül Askeri Darbesi öncesinde örgütlediği gençlikle bağlarını 1980 sonrasında bir daha asla aynı ölçüde gerçekleştirememesi olarak görmek mümkün. Çünkü CHP gibi kendini “Ortanın solu”nda tanımlamış bir siyasal olgunun, kendini parti gibi hissettirmesindeki en büyük etkenlerden biri gençliktir. Gençlik alana iner, sözünü söyler, gücünü gösterir, ikna eder. Örneğin, AKP gibi sağ/muhafazakâr yapıların dayanak noktası ise sermayenin en pejmürde hali olan esnaf kesimidir. Bu konu buranın tartışma konusu değil ama gerçeklik maddenin doğası gereği böyledir. Aslında halkın kanını emen esnaf takımı ile simbiyotik bir ilişkisi olmasa da AKP de, esnaf takımı da anında birbirlerine dirsek atar. Dolayısıyla en küçük beldedeki bir esnaf odası başkanından, görev süresi AKP’den bile uzun Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’na kadar kendi çapında kalantor olan bu düzenin volan kayışları üzerinde ayakta durabilmiş bir iktidardan bahsediyoruz. Tabii AKP’nin volan kayışı olan bu “Kalantor Takımı” düşük faizli kredilerle, ihalelerle, hibelerle, silinen borçlarıyla servetine servet katarak ayakta duruyor.

“Kalantor Takımı”na Karşı Zincirlerini Kıran Gençlik

Bugün Türkiye’de yaşamaktan neredeyse usanmış olan gençliğin bu ekonomik çıkmazdaki sorumlusu elbette yukarıda bahsi geçen “Kalantor Düzeni”nin sahipleridir. Gezi Direnişi’nin on yıl sonra bugün sınıfsal bir anlam kazanması da esasen bıçağın kemiğe dayanmasıyla alakalı diyebiliriz. Her bakış açısından, değişik fikirde olan tüm ekonomistlerin üzerinde uzlaştığı bir nokta var: Gelecek çok daha karanlık ve bireysel olarak çıkış görünmüyor. Günümüzde 14 bin lira gibi utanılası bir ücrete talim eden emekliler, önümüzdeki yıllarda bu hallerini mumla arayacaklar. Bahsi geçen gençler henüz belki sigortalı bir işe bile başlamadılar. Dolayısıyla bu durum yaşamadan ölmek anlamına geliyor. Geçtiğimiz yıllarda daha güzel bir hayat için yurt dışına çıkmak isteyen gençler, artık bunu karın tokluğuna onurlu bir şekilde yaşamak için istiyor. Kısacası gençlerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri yok ve bu düzende nefes dahi alamayacaklarının farkındalar. Gençlerin Saraçhane eylemlerinde CHP’yi de aşan bir pratikte diretmesinin asıl nedeni de işte bu: Ölümden öte köy yok!

Sınıf Olmuş, “Sınıf Sınıf”

Muhteşem manevra tarzıyla bugün adından yine çokça bahsettiren Devlet Bahçeli’nin Gezi Direnişi esnasında yaptığı açıklama çok önemlidir. Bahçeli bunun bir orta sınıf hareketi olduğunu, yani sınıfsal bir talebin olmadığını dillendirmiş, dolayısıyla her ne kadar bu eylemlerdeki “marjinal gruplar” etkili olsa da çok da ileri gitmeyeceğini ilan etmişti. Nitekim öyle de oldu. Türkiye’yi sarsan on gün geçtikten birkaç ay sonra neredeyse hiç yaşanmamış gibi bir havaya girildi. Bahçeli’nin sufle aldığı yer haklı çıkmış, olaylar sınıfsal bir temelden çok havari bir özgürlük şovu olarak tarihteki yerini almıştı.

Cumhuriyet Halk Partisi, Gezi Direnişi sırasında bu özgürlük gösterilerinin bile çok gerisinde kalmış, Kılıçdaroğlu direnişin en yoğun olduğu günkü Kadıköy mitingini bile “lütfen” iptal ederek Taksim’e bir zahmet gelmişti. Dolayısıyla Gezi’den geriye pek bir şey kalmadı. Oysa Gezi’nin mirası sınıfsal bir anlamla taçlandırılabilseydi bugün CHP de, Türkiye de bambaşka şeyleri konuşuyor olacaktı. Ama halen hiç kimse emeği sömürülen tüm sınıflarla ilgili pek bir şey konuşmadığı için gençler de sokağa işçi tulumuyla, işsiz kimliğiyle değil Pikachu kostümüyle çıkmayı uygun görebiliyor.

15 Milyon Kişi! Buçuğu da var…

Tüm bunlar olurken CHP tüm anketlerde birinci parti çıkıyor. Bunu CHP’nin başarısından ziyade AKP’nin ülkeyi artık nefes alınamaz bir noktaya getirmesiyle açıklamak ayaklarımızın yerine basması açısından hepimize iyi gelecektir. Zira CHP’nin ayakları bu anketler eliyle epey yerden kesilmiş durumda. Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere… Cumhuriyet Halk Partisi, İmamoğlu tutuklandığından beri bilhassa Saraçhane eylemleriyle dikkat çekici bir direniş ve püskürtme sergiledi. Hakkını yememek lazım. Ama hepsi bu kadar. Bu CHP’yi tatmin edecek bir çıta olmamalı. CHP kendi kendini gaza getirmemeli, doluya boşa atmamalı. “Maltepe Mitingi’ne kaç kişi katıldı?” tartışmalarına hiç girmeyelim. Daha somut bir örnekten bahsedelim. Örneğin, Cumhurbaşkanlığı önseçiminde 15 buçuk (Buçuğu da var, sevsinler) milyon kişinin gidip oy falan kullanmadığını hepimiz biliyoruz. Çok basit bir matematik hesabıyla olayı minimalize edelim. CHP’nin son yerel seçimde 20 bin oy aldığı bir ilçede, 12 bin kişinin İmamoğlu için oy kullandığı bilgisi var. Bir sürü belediye başkanı, meclis üyesi, muhtar adayının seçime katılım için kıçını yırttığı, Türkiye’nin aylar öncesinde o güne hazırlandığı yerel seçim atmosferini biliriz. Bırakın oy kullanmayı, o sayıda insanın CHP’nin önseçiminden haberdar olduğunu düşünmek bile saflık değilse nedir? İlçelerin kendi örgütünü güçlü göstermek için kendi kurduğu sandığa bam güm mükerrer oy atmasıyla bile ulaşılması neredeyse imkânsız bir sayıdır 15 milyon. Pardon, buçuğu da vardı!

Gerçekçi Değilsen, İmkânsızı İSTEME!

Gönül ister ki bu sayı 15 milyon değil, 45 milyon olsun. Ama böyle bir gerçeklik yok. Bunun üzerine bir de 28 milyon imza toplayacağız hadisesi çıktı. 15 milyonu kendi önseçimin için sandık başına getirmek mümkün olmadığı gibi 28 milyon kişiden imza almanın da hayalden öteye gidemeyeceğini bilecek kadar çok yaşadık. Hal böyleyken bol keseden atmanın anlamsızlığına vurgu yapmak elzemdir. Çünkü bugün heyecana sürüklenen kadroların azmini kırar, bir süre sonra onların size olan inancını bitirirsiniz.

CHP yönetiminin yaptığının kesinlikle yanlış olmadığı doğrudur. Yapılması gereken şeyin tam da bu olduğu da aşikâr. Ama bunu kafadan atmadan, bir parti disiplini içinde gerçekçi verilerle yapmak gerekiyor. CHP ve disiplin deyince yazının burasında okurun gülümseyeceğini bilmek zor değil. Ancak bir siyasal parti önüne koyduğu hedeflerle ve bu hedeflere ulaşmak için attığı somut adımlarla yol alır. CHP kadın kollarındaki radikal teyzelerin kendi kendilerine aralarında imza toplamasıyla bu etkiyi yaratamazsınız. Sonuçta bu imza meselesi, önseçim meselesinden de büyük bir balona dönüşebilir ve CHP’linin CHP’liye siyaset yaptığı bir zeminin önünü açabilir. Mevzu da zaten buraya doğru gitmektedir.

Oysa matematik hesabı bellidir. Siyaset, karşı taraftan bir oyu, bu tarafa geçirebilme sanatıdır. Politika, bu sanatta izleyeceğiniz yolun ve pratiğin adıdır. Kapı kapı dolaşmaya bile gerek yok. Mahalledeki, işteki, okuldaki AKP’ye oy verecek tek bir kişiyi, CHP’li tek bir kadronun bulması ve ikna etmesi yeterlidir. Bu bağlamda yapılması gereken şey ise polise karşı şınav çeken gençliğin enerjisini, “Kalantor Takımı”nın uyuşturduğu halkın zihnini açmak için kullanmaktır.

Şimdi CHP’ye Gereken Şey…

CHP bol keseden milyon milyon rakamlar vererek değil, dişiyle tırnağıyla AKP’ye oy verecek bir kişiyi ikna ederek başarılı olabilir. Aksi bir durumda, “gerçekçi olmayıp imkânsızı istemek” ilk genel seçimde yine hüsrandan başka bir şey getirmeyecektir.

Bahsi geçen sayıların beşte birine gerçekçi şekilde ulaşmak bile AKP iktidarının sonu anlamına gelir. Kaldı ki CHP sürekli el yükselttiği için AKP kadroları telaş içinde. Ancak bahsi geçen mücadele pratiği içindeki önem nicelikten de ziyade profesyonelliğindeki niteliktedir. Zaten niceliğin büyüklüğünü de işte bu nitelik getirecektir. CHP’ye gereken şey, eğitim verdiği, sahaya sürdüğü, her anlamda donanım kazandırdığı üyenin ve örgütün gücünü şınavcı gençliğin dinamizmiyle birleştirebilmektir.

O yüzden “Şu kadar buçuk milyon” dememeli, “Bir kişi, bir kişidir” diye mücadele edene kulak vermelidir. Ve bilinmelidir ki CHP’nin en kıymetli üyesi, o bir tane AKP’linin oyunu değiştiren kişidir. Ancak bu yönüyle düşünüldüğünde ve hayata geçirildiğinde, arzuladığımız iktidar işte o zaman imkânsız değildir.

Şimdi CHP’ye gereken şey, doğrunun sözlerini içeri alabilsin diye tek bir AKP’li seçmenin kalbinin kapılarını aralayabilmektir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Trakya Haber

Trakya Politik

Trakya Gazetesi