Takım tutar gibi CHP’yi tutanlara…
Pireli Şiir
Bu ne acayip bilmece!
Ne gündüz biter, ne gece.
Kime söyleriz derdimizi;
Ne hekim anlar, ne hoca.
Kimi işinde gücünde,
Kiminin donu yok kıçında
Ağız var, burun var, kulak var;
Ama hepsi başka biçimde.
Bu düzen böyle mi gidecek?
Pireler filleri yutacak;
Yedi nüfuslu haneye
Üç buçuk tayın yetecek?
Orhan Veli
Cumhuriyet Halk Partisi’nin butlan yönetimiyle, polis zoruyla basılarak gasp edilmesi herhalde dünya siyasal tarihindeki ibretlik olaylardan biridir. Burada güçlü bir siyasal özneye zorbaca müdahale edilmesini kastetmiyoruz. Zira Cumhuriyet tarihi boyunca, özellikle de AKP döneminde, bu ve benzeri müdahaleler ziyadesiyle görülmüştür. Ancak önceki yerel seçimde ülke genelinde birinci parti olan CHP yönetiminin, iktidara koltuk değneği olacak bir yönetimle değiştirilmesi, belki de partinin zorbaca ve hukuksuzca kapatılmasından daha tuhaf bir yere denk geliyor.
Madem önümüzdeki genel seçimde iktidara namzet olan ve aynı zamanda ülkenin kurucusu sıfatını taşıyan bir siyasal özneyle bu kadar kolay oynanabiliyor, o zaman insanların zihninde, “Biz mevcut iktidarı demokratik yollarla asla değiştiremeyiz” algısı uyanmaz mı? Heyhat, belki de bütün dönen dolap bu algıyı mutlaklaştırmak içindir.
***
Zaten 12 Eylül sonrasında yeniden açıldığı andan itibaren Baykal ve ardından Kılıçdaroğlu döneminde geçen toplam 31 yıl, belki de CHP’nin iktidar değil, kontrollü muhalefet olması için şekillendirilmiştir. Tarih bunun güçlü emareleriyle dolu. Ancak Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylık sürecinde son düzlükte yaşananlar ve daha da önemlisi, iktidara yükselmekte olan CHP’nin butlan marifetiyle son çare olarak dizginlenmesi, bu kaygıları oldukça gerçekçi kılıyor.
Daha da ilginci, bu iki liderle muhalefette geçen 31 yıl yetmiyormuş gibi, CHP’yi yeniden kullanışlı bir aparat olarak şekillendirme ve mutlak butlan sonrasında oyu yüzde 3’lere kadar düşen partiyi başka bir lider atayarak hareketlendirme planları da cabası… İktidarın bu süreçte kendisini yeterince açık eden ve CHP’yi baraj altında bırakacağı düşünülen Kılıçdaroğlu ile yürümek istemeyeceği çok açık. Bu yüzden kulislerde şimdiden 5-6 isim geçiyor.
İnsan düşünmeden edemiyor. Marka değeri çok yüksek olan Altı Ok olmasa, acaba butlan yönetimi yüzde 3’lere kadar düşen oyun onda birini bile alabilir miydi? Hadise tam da burada başlıyor. “Atatürk’ün Partisi” etiketiyle insanları duygusal yönden etkileyen bu mesele ne kadar gerçekçi? Her şeyi bir yana bırakın, CHP’ye en büyük ihaneti gerçekleştirmiş bir yönetim “Atatürk’ün Partisi” etiketini kullanabilir mi? Daha da önemlisi, insanlar bu ucuz numarayla kandırılabilir mi?
***
CHP bir futbol kulübü mü ki insanlar amblemine gönül verip tribünde tezahürat yaparcasına desteklesin? Ancak partiden nemalanan veya AKP tarafından görevlendirilenler bir yana, hakikaten bu şekilde bir “taraftar grubu” var ki içten kuşatılmış bu yapının hâlâ siyasette bir karşılığı varmış gibi bu yazıya bile konu olabiliyor. Bir ülke adına çok talihsiz, bu ruh hâline kapılanlar açısından ise tek kelimeyle üzücü bir durum.
Demek ki bunun bir alıcısı var ki binde 3 olması gereken oy yüzde 3 olabiliyor. Hatta küçük bir lider değişikliğiyle barajı geçmesi bile mümkün hâle gelebiliyor. Neden? Çünkü günden güne apolitikleşen insanlar, ideoloji bir yana, siyaseti ekonomik ve demokratik talepler üzerinden bile kurgulayabilecek bir basiretten uzaklaşıyor. Bunca karamsar bir tablo çizmişken yine de enseyi karartmamak gerektiğinin altını çizelim. Çünkü butlan öncesinde CHP’ye oy vereceğini beyan eden kitlenin ezici çoğunluğunun Yeni Parti’yi desteklemesi, Türkiye adına her şeye rağmen umut vericidir.
***
“Arınma” sözcüğünün dillere pelesenk olmasını isteyen Kemal Bey’in, AKP’nin güdümünde hareket eden bazı CHP’li belediye başkanlarının bu sözcüğü bir perdeleme aracı olarak kullandığını idrak edip etmediğinden emin değiliz. Ancak AKP açısından tam bir hayal kırıklığına dönüşen Kılıçdaroğlu’nun, genel seçimden önce yapılacak bir kurultayda sepetleneceğini görmek için de kâhin olmaya gerek yok. Bunu AKP ve Yeni Parti’nin oyundan çok CHP’nin oyuyla kafayı bozmuş yandaş basına bakarak anlamak mümkündür.
En büyük gerçek şu ki, Atatürk bugün mezarından kalksa en tepeden başlayarak önce butlancıları, ardından da açık işgale ve göz göre göre AKP işbirliğine rağmen gerçeklerle bağını kopartarak takım tutar gibi CHP’yi tutanları sopayla kovalardı. Bütün bu işleri çevirenleri de tertemiz bir biçimde yargının şefkatli kollarına bırakırdı. Öyleyse, Atatürk ne yapacaksa şimdi aynısını yapma zamanı.