YENİ PARTİ NEDEN İKTİDAR OLACAK?
Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2024 Yerel Seçimleri’ni yüzde 38 oyla birinci olarak bitirmesi ve ülke genelindeki nüfusun yüzde 60’ını yerel yönetimlerde temsil etmeye başlaması AK Parti iktidarı için alarm zillerinin çalmasını sağlamıştı. Yerel seçimlerden bu yana türlü operasyonlarla sindirilmeye çalışılan bu iktidar değişikliği sinyali artık iyiden iyiye kendini belli ediyor. CHP’nin en etkili belediye başkanlarının hapse atılması veya AK Parti’ye katılması için “ikna” edilmesi süreci Özgür Özel tarafından “Ya bize katıl, ya hapse atıl” olarak özetlenmişti. Mutlak butlan süreciyle CHP’ye uydu yönetim atanması önce halkta büyük bir öfkeye, ardından kurulan Yeni Parti’ye büyük bir teveccühe dönüştü. Herkesin aklında aynı soru var: Yeni Parti neden ve nasıl iktidar olacak?-
YENİ PARTİ’NİN RUHSAL KODLARI NEREDEN GELİYOR?
Zamanın bir ihtiyacı olarak ortaya çıkan Yeni Parti aslında zamanı gelmiş ve kapıya dayanmış bir zorunluluktan başka bir şey değil. Geniş halk kesimlerinin açlık sınırının altında maaş alması bir yana, orta direk diye tabir edilen kesimin dahi yok olması bugünkü tabloda kesin bir iktidar değişimi için tüm şartların olgunlaştığını gösteriyor.
CHP’nin felç edilmesiyle ortaya önce çok büyük bir tepki, ardından da aynı büyüklükte bir umutla ortaya çıkan Yeni Parti kodlarını nereden alıyor?
CUMHURİYET’TEN DEMOKRASİYE…
Elbette CHP geleneğinden dolayı Cumhuriyet’in kurucu felsefesi partinin baş dinamiği konumunda yer alıyor. Ancak her ne kadar CHP ile çelişir gibi görünse de, mutlak butlan süreciyle iyiden iyiye açığa çıkan partinin kastlaşmış ve bürokratik oligarşisine de bir isyan olması akıllara hemen çok partili geçişteki Demokrat Parti heyecanını da getiriyor.
Demokrat Parti her ne kadar zamanla mutlak iktidarın mutlak yozlaştırmasıyla mutasyona uğramış olsa da ilk çıkış noktası varılan sonuçtaki gibi değildi. Hatta partinin ilk yıllarda CHP’ye karşı tanımlanırken “CHP’nin bir tık solunda” olarak ifade edilmişti. Bu yönüyle bakıldığında CHP’nin içinden çıkması ancak CHP’nin içindeki oligarşik yapılanmaya kafa tutuyor oluşu Yeni Parti’yi de Demokrat Parti ile aynı çıkış noktasında buluşturuyor.
DEMOKRASİDEN HALK HAREKETİNE…
Tıpkı Cumhuriyet tarihinde Demokrat Parti heyecanının hüzünlü bir ihtilalle son bulması gibi despotik uygulamaların halkta yarattığı tepki ve tedirginliğin Yeni Parti’ye giden yolu açan ikinci bir kararlılık göstergesi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Tıpkı Demokrat Parti yönetiminin ikinci yarısında olduğu gibi, iktidarın siyasal ömrünü uzatmasını sağlamak adına girişilen uygulamalar kabul edilemez boyutlara vardı. Her ne kadar kanıksanıldığı düşünülse de halk bu baskı mekanizmasını uzaktan ama vakur biçimde takip ediyor. Zindana atılan siyasilerin durumu, sıranın bir gün mutlaka kendisine geleceği endişesiyle toplumun geneline yayıldı.
Özellikle Ekrem İmamoğlu’nun bir hafta içinde hem 30 küsur yıllık diplomasının iptal edilmesi hem hapse atılması hem de casusluk gibi ağır bir suçla itham edilmesi toplumun kabul edeceği ve onaylayacağı bir durum değil. Bunun mutlaka çok sert bir karşılığı olacaktır. Aslında ilk hafta İstanbul Üniversitesi’nde parlayan kıvılcımın Saraçhane eylemlerine yansıması bunun açık bir göstergesiydi. Ama bu durum o zaman yaşanmış ve sönümlenmiş bir hadise değil. Toplumun kılcal damarlarında katalizörünü bekleyen bir ilaç gibi beklemeye devam ediyor.
BİLİNÇLENEN HALKIN POLİTİK ETKİSİ
Evet, anladığınız üzere kısa bir Türkiye Cumhuriyeti tarihi yaşıyoruz. Esasen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin çeyrek asırlık tarihi de, 2024 Yerel Seçimleri’nden bu yana Yeni Parti’ye uzanan iki buçuk yıllık süreç de bu tarihin bir tekrarına çok benziyor.
Tıpkı 60’ların sonundan 12 Eylül Darbesi’ne uzanan süreç gibi bilinçlenen halkın politik etkisi başka bir dönüşümün yaşanmasına neden oluyor. İktidarda veya muhalefette vesayet zincirlerinin kırılmasına yol açan bu etki gürül gürül akan bir ırmağın suları gibi halkın politik bir duruşu yaşamın her alanında sergilemesine yol açıyor.
İşte temel çelişki tam da burada başlıyor. Bu çağlayanın önüne bir bent örülmesi hiçbir şey ifade etmeyecek. Halkın sindirilmesi, yozlaştırılması ve apolitik hale getirilmesi günü birinde o bendin yıkılmasıyla mutlaka son bulur. AK Parti iktidarının 12 Eylül hukukuna bile rahmet okutan uygulamaları bendin yıkıldığı anda ortaya çıkacak potansiyeli de her geçen gün büyütüyor.
Sonuç olarak insanları susturduğunuzu, sindirdiğinizi sanıyor olabilirsiniz. Ama insanlar unutmaz. Günü geldiğinde ve şartlar olgunlaştığında yapılan tüm kötülüklerle baş başa kalınmak zorunluluğu acı bir gerçek olarak ortaya çıkar.
DARBE SONRASI ANAP’IN YILDIZI…
12 Eylül sonrasında darbeci generaller ve başlarını çeken Kenan Evren kentlerin büyük meydanlarında mitingler yapıyordu. Darbeden bu yana geçen iki yılda tam bir hâkimiyet sağlanmış, artık halk sesini çıkaramaz olmuştu. Büyük korku iklimi, halkın meydanlarda Kenan Evren’i alkışlaması için yeter de artardı bile… Hatta bazı demokrasi savunucularının bile…
2010 referandumunda ölülerin bile oy kullanması gerektiğini belirten Fethullah Gülen’e “Yetmez ama evet” diye karşılık veren yurdum aydını aklınıza gelmiş olabilir. Aynı süreçte yaşanan Ergenekon, Balyoz, KCK, Odatv ve Hopa gibi cemaat eliyle yürütülen kumpas davaları da korku sopası olarak halen akıllarda duruyor.
Bu korku duvarı 1983 yılında Kenan Evren’in horozlu partisine oy istemesine ve üstü kapalı da olsa ANAP’a oy vermeyin çağrısına rağmen Turgut Özal’ın oy patlaması yapmasıyla neticelendi. Bu bağlamda kısa bir süre önce kurulmuş olan Yeni Parti’nin bu hafta açıklanan anketlerde yüzde 38-39 bandında olması da aynı baskılamanın dışa vurumu ile çok benzer özellikler gösteriyor.
“HER ŞEY BİTTİ” DERKEN BAMBAŞKA BİR BAŞLANGIÇ
Kuşkusuz darbeciler bu ülke için asla bir umut olamayacağı gibi ANAP’ın neoliberal yıkım politikaları da iktidarı boyunca çok fazla eleştiri aldı. 1989 yılına gelindiğinde tüm dünya reel sosyalizmin çöküşüne hazırlanırken Türkiye madenci eylemleriyle çalkalanıyor, sosyaldemokrasi yerel seçimlerde iktidara yürüyor, uyuyan dev uyanıyordu.
Evet, tıpkı “Her şey bitti” dendiği anda ortaya çıkan Gezi Direnişi gibi… Çünkü insanlık tarihinde çok acı deneyimler, hak edilmemiş çöküşler, büyük trajediler olsa da nehirler geriye akmaz. Siz tarlayı ektiniz ve sel aldı diye hayata küsme şansınız yoktur. O tarla yeniden ekilecek, birkaç yıl doğru düzgün ürün vermese bile günün birinde mutlaka bereketle fışkıracaktır.
Yeni Parti’nin kuruluşu bu yönüyle Zonguldak’tan başlayan Büyük Madenci Yürüyüşü’ne ve Gezi Direnişi’ne de bir umudu dürtmesi açısından çok benziyor. Bunun zorlama bir önerme olmadığını Özgür Özel’in Saraçhane eylemlerinden bu yana yaptığı onlarca mitinde yükselen sol, sosyalist partilerin bayraklarıyla kanıtlamak da pek mümkün.
ÇÜRÜYEN HER ŞEY DÜŞER
Bütün bunlar ortadayken vesayete dayalı ve ekonomik olarak hayır getirmeyecek bir sistemin işlemeyeceği hem 90’ların sonlarında hem de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin son döneminde kendini açıkça ortaya koyan emarelerle dolu.
Sistem ekonomik, sosyolojik ve ahlaki açıdan çökmüş bir haldeyse tek bir şey olur. Tıpkı canlı bir organizma gibi çürüyen her şey düşer. Yerine ne kadar iyisinin geleceğini tayin etmek demokratik olgunluk gösterebilen toplumlarda o toplumun kültürel ve politik yenilenmesiyle açıklanabilir.
TOPLUMSAL MUTABAKAT ARAYIŞI
Her iktidar, kendi zeminini iradenin çoğunluğundan alır. Hal böyleyken, bir iktidar sadece kendi kitlesinin değil karşı mahallenin veya komşu mahallenin kitlesinin rızasını da aldığı ölçüde iktidarını oluşturabilir ve sürdürebilir.
Son süreçte, Yeni Parti kurulalı henüz bir ay bile olmamışken gündeme gelen çerçeve yasada Kürt’lerin hassasiyetini gözetebilen Yeni Parti, iktidara yürüme konusundaki kararlılığını da ortaya koydu. Öte yandan, asıl oy tabanı olan Cumhuriyetçi kesimin sesine de meclis grubunu oylama da serbest bırakarak kulak veren Özel, Kürtlere “Siz de bizim hassasiyetlerimizi görmek durumundasınız” mesajını vermiş oldu.
Eğer Türkiye’de yaşayan Kürtler en az kendi etnik kimlikleri önce insanca bir yaşamı tercih ediyorlarsa sosyaldemokrat bir ideolojik hattın, siyasal İslamcı bir partiden çok daha fazla işlerine yarayacağını rahatça görebilirler. Aksi halde bir toplumun sadece etnik, ırksal veya dinsel aidiyetlerinden ötürü politika tercihinde bulunmasının o toplumu mutluluğa kavuşturmayacağını öğrenecek kadar çok yaşadığımız bir insanlık tarihiyle karşı karşıyayız.
İKTİDARA GİDEN YOLDA YÜRÜMEK
Türkiye Cumhuriyeti’nin yüz yıllık kısa tarihi bize iktidara geliş öykülerinin toplumun sıkışmışlık zamanlarında bir çıkış arayışı olarak gündeme geldiğini gösteriyor. Adalet ve Kalkınma Partisi de böyle bir sıkışmışlık içinde doğdu, kısa sürede iktidara geldi ve zamanını doldurdu. Hatta ekonomik ve sosyal verilerin alarm zillerinden de anladığımız üzere bu iktidar ömrünü dolduralı da epey oldu.
Şimdi vakit iktidarın neden daha önce değişmediğine kahretmektense artık toplumu giderek daha da boğan bu siyasal yapının değişimi için mümkün olan en büyük çabayı gösterme vaktidir.
Bunun için iktidara uzanacak siyasal oluşumun en küçük birimden sokaktan, mahallelerden başlayarak her gün her yerde siyaset yapma iradesine sahip çıkma iradesiyle şekillenebilir.
Bu bağlamda Yeni Parti geçirmiş olduğu süreçlerin de etkisiyle ve anketlerden de anlaşılacağı üzere iktidarı almaya namzettir. Önemli olan, iktidarı defalarca olduğu gibi türlü manevralarla bırakmamak için yeni baskı mekanizmaları geliştirecek olan yönetime karış inat ve sabır savaşını kazanmak adına dirayetli olabilmektir.
Kimsenin kuşkusu olmasın ki, çocukluğunu yatılı okuldaki dayak nöbetlerinde sınanarak atlatmış bir lider de bu dirayeti gösterecek yeteneğe sahiptir.
