Dolar 45,1848
Euro 53,0864
Altın 6.719,72
BİST 14.442,56
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 16°C
Yağmurlu
Tekirdağ
16°C
Yağmurlu
Cum 12°C
Cts 13°C
Paz 13°C
Pts 16°C

Sine-i Mahalle: “CHP, Bu Zorbalık Karşısında Ne Yapmalı?”

30 Nisan 2026 14:41
167

Cumhuriyet Halk Partisi iki yıl önce elde ettiği yerel seçim zaferinin ardından merkezi hükümet ve onun yargıdaki sistematik müdahale araçları tarafından cezalandırılmaya başlamıştı. Öyle ki partinin en büyük yerel yönetimi olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni iki seçimde üç kere kazanan Ekrem İmamoğlu’nun -hele hele birkaç yıl önceden başlatılmak istenen- seçim startıyla iktidarı alacağı kesinleşince üniversite diploması iptal edildi, yolsuzluktan bir çırpıda tutuklandı, terörle iltisaklı hale getirildi, yetmedi ajan ilan edildi. Bu sistematik cezalandırma öyle bir boyuta geldi ki, bugün gelinen noktada parti ayrımı gözetmeksizin gözümüzün içine baka baka yolsuzluk yapmaya devam eden başta kayyımlar olmak üzere yerel yöneticiler dururken, CHP’nin en olmayacak belediye başkanları tutuklanmaya devam ediyor. Peki, ama şimdi ne olacak?

Tutuklama Oyunu Nereye Kadar?

CHP üzerindeki baskı öylesine arttı ki, bu baskı sadece Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin veya yönetimlerin omzunda değil. Toplumun tüm kesimlerini geren, hukuka olan son güven kırıntılarını da ortadan kaldıran, gün geçtikçe “sıradan faşizm”e kayan bu eğilim ekonominin temellerini de derinden sarsmaya başladı. Bunu önümüzdeki aylarda çok daha yakıcı bir biçimde hissedeceğiz.

Zaten hal böyle olduğu için AKP hükümeti elde avuçta kalan kıymetli taşınmazları satarak durumu en azından önümüzdeki birkaç ayı geçiştirmek amacıyla yeni planlar kuruyor. Bu ülkenin taşı, toprağı, ormanı, deresi, binası, madeni çeyrek asırdır satıla satıla bitirilemedi. Ama bu sefer gerçekten hüzünlü bir sona doğru ilerliyoruz. Çünkü çeyrek asırlık AKP iktidarında ilk kez satışlar yoluyla elde edilecek sıcak para zevahiri kurtarmaya yetmeyecek ölçekte.

“Sıcak parayı yurt dışından getir, kaynağı ne olursa olsun” pratiği ise ülkeyi daha güvensiz, daha kırılgan, gün geçtikçe daha da yatırım olanaklarının azaldığı bir zemin haline getirecektir.

Bütün bunlar olurken en son Onursal Adıgüzel gibi herkesin kefil olabileceği bir belediye başkanına operasyon düzenlenerek neticesinde apar topar tutuklanması devlet aklıyla açıklanabilir bir durum değil. Kılıçdaroğlu ve artık etrafında bir elin parmaklarını geçmeyen avanelerine jest için yapıldığı anlaşılan bu hediye sunumu mızrağın çuvala sığmadığını gösteriyor. Öyle ki, bırakın Kılıçdaroğlu’nun bir zamanlar en yakın kurmayı olan Engin Özkoç ve onun gibi dürüst siyasetçilerin kendisini yanlış yolda bularak genel olarak dirsek atmasını, bir zamanlar başdanışmanı olan Kılıçdaroğlu’nun “yaveri” Deniz Demir bile Adıgüzel’in tutuklanmasının ardından adeta isyan etti.

Dolayısıyla bu tutuklama oyunundaki her hamle AKP’nin ayağına sıkmasına neden oluyor. Ancak ilaç bağımlısı olan hasta misali, iktidar başka çaresi olmadığını düşünerek her seferinde bu acı hapı içerek sandıkta hezimete uğramasını hızlandıracak süreci kendi elleriyle hazırlıyor.

Kılıçdaroğlu ve Mutlak Butlan Çelişkisi

Hükümet son çare olarak CHP’yi ikiye bölecek bir formülle Kılıçdaroğlu’nu partinin başına kayyım olarak atamayı bir seçenek olarak ısıtmaya başladı. Kılıçdaroğlu’nun Hüsamettin Cindoruk’un cenazesinde suratı artık köseleye dönmüş olan Gürsel Tekin’i yanına alarak tuhaf hareketler içine girmesi, bu plana gönüllü veya tehdit yoluyla ortak olacağını deklare etmesi anlamına geliyor. Bu bağlamda Gürsel Tekin gibi birinin bu naneleri yememesi gerektiğini bilecek kadar çok siyaset yaptığını düşünecek olursak, bir yerlerde kuyruğundan yakalanarak piyasa salınmış olduğunu tahmin etmek pek zor değil. İleride Gürsel Tekin günah çıkarmak için anılarını yazdığında bunu mutlaka itiraf ederek kendini aklamaya çalışacaktır. Ama ne fayda…

Öte yandan Kılıçdaroğlu’nun Değişim Kurultayı sonrası daha düne kadar eteğinin dibinde siyaset yapanlar bile toplumdaki tepkiden dolayı kendisini terk etmek durumunda kaldı. Kuşkusuz aklı selim olan destekçileri Kılıçdaroğlu’nu daha “Partiye kayyım geleceğine ben geleyim” dediğinde terk etmişlerdi. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun kayyım olarak atandığı CHP’ye son bir yıldır televizyon izleyen, komşusuyla konuşan herhangi birinin oy vermesi pek mümkün görünmüyor. Sera Kadıgil’in bu konudaki tespiti Türkiye siyasal tarihine damga vuracak nitelikte: “Kemal Kılıçdaroğlu konusunda kendimi aldatılmış hissediyorum. Eğer başından beri durum böyleydi ve biz bunu fark edemediysek, bu çok vahim bir durum.”

Müesses nizamla ülkenin kaderini birleştirmiş olan Kılıçdaroğlu’nun bu ihanetini kapatmak için Mine Kırıkkanat’ın yanlış anlaşılarak linç edilmesine ve Kılıçdaroğlu’nun sahte bir mağdur olarak gösterilmesine neden olan sözlerinden sonra koparılan fırtına bile yeterli olmayacaktır.

AKP için bütün bunlardan daha vahim olan başka bir nokta daha var. Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye kayyım olarak atanması CHP kitlesinin daha da kenetlenmesine, sandığa gitmeyen kitlenin sandığa gitmesini sağlayacağına sebep olacağı bir sonuçla karşı karşıya kalınabilir. Dahası, AKP’nin yıllardan beri şeytanlaştırdığı Kılıçdaroğlu figürü yüzünden CHP’ye oy vermeyen kitle, yeni kurulan partiye oy vermek için kendine geçerli bir neden yaratmış olacaktır. Bütün bu gerçeklerden hareketle, eğer kendi içinde kenetlenmiş yeni bir parti seçime AKP’nin rakibi olarak girerse, şu anda CHP’nin aldığı oydan daha fazla oy alma riskini AKP’nin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandırabilir.

Vakti zamanında “Milli Görüş gömleğini çıkardık” diyerek Adalet ve Kalkınma Partisi ile tek başına iktidar olan Recep Tayyip Erdoğan böyle bir riski en iyi gören isimdir. Zira geçtiğimiz günlerde 23 Nisan resepsiyonunda gazetecilerin “Özgür Özel de burada kendisiyle görüşür müsünüz?” sorusuna Cumhurbaşkanının “Böyle soru olur mu? Tabii görüşürüz, niye görüşmeyelim” şeklinde yanıt vermesi kendisine önceden yakın olan çevreler tarafından “köşeye sıkışmışlık sendromu” olarak nitelendirilmiştir.

CHP, Ne Yapacağını Somuta Dayandırmalı

Bütün bunlar olurken açlıkla mücadele eden emeklinin, geleceğini artık bu ülkede görmeyen gençlerin, çok değişik konularda her geçen gün mağduriyetleri daha da artan geniş halk kesimlerinin kaygıları normal eşik noktasını fersah fersah artıyor. Her türlü durumda vakur tavrını korumak niyetinde olan ve siyasete aşını milliyetçi kanattan başlayarak sosyal demokrasiyi özümseme niyetine evrilme olgunluğu göstermiş olan Mansur Yavaş bile geçtiğimiz günlerde isyan noktasında geldi.

Dünya nimetleriyle işi olmadığı bilinen, devlet adabıyla işini yapmaya çalışan ve akçeli işlere karışılmasını asla affetmeyen Yavaş, Cumhurbaşkanı adayı alternatifi olma ihtimali üzerinden kendisine operasyon yapılacağı bilgisi netleşmeye başlayınca adeta çıldırdı. O esnada Sosyalist Enternasyonal toplantısı için İspanya’da bulunan CHP lideri Özgür Özel yurda döner dönmez keskin bir çıkışla bu konuya kesin ve kalıcı bir çözüm bulunulması gerektiğini deklare etti.

Geçtiğimiz gün yapılan toplantıda CHP üst yönetimi tarafından bu konuya bir yanıt arandı. Pek de keskin bir çözümün bulunamadığı bu toplantıda halkın gerçeklerden haberdar olması için sosyal medya başta olmak üzere kitle iletişim araçlarının daha sık kullanılması ve son dönemde “kapı siyaseti” olarak adlandırılan parti örgütünün temaslarının hızlandırılması dile getirildi. İyi ama nasıl? Bunun somut bir karşılığı var mı?

Örneğin, en basitinden Cumhuriyet Halk Partisi sosyal medyada kitle iletişim araçlarını daha etkin kullanmak için ne yapacak? Mesela Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasından bu yana 100’ün üzerinde mitingle çok ciddi bir efor harcayan partinin, 2 milyon üyesine kendi sosyal medya sayfalarında aynı anda, her gün belli bir saatte ileti paylaştırması çok mu zor? Aynı anda milyonlarca kişinin bir ileti paylaşması ve sosyal medya mecralarının miting alanına dönüştürülmesini organize etmek çok mu zor? Zor ise bu zorluğu aşmak için ne gibi bir plan devreye sokulur?

Kısadan söylemek gerekirse, CHP bir hafta sonra paylaşılması için harekete geçtiği bir görsel için 2 milyon üyesi içinden kaç üyesini harekete geçirebilir? 10 bin mi? 100 bin mi? 1 milyon mu?

Cumhuriyet Halk Partisi bu ve bunun gibi sorulara somut ve gerçekçi çözüm önerileri ve yanıtlar bularak yol kat edebilir. Yoksa kerameti kendinden menkul, herhangi bir ölçme ve değerlendirme kriterine dayanmayan, kendiliğindenci, “ya tutarsa” mantığıyla yapılan hamleler partinin ivmesini artırmak bir yana, geriletebilir de…

Kılcal Damarlar Teorisi ve Pratiği

CHP’nin son süreçte ortaya attığı “kapı siyaseti” bu anlamda kulağa hoş geliyor. Ancak bu meselenin kâğıt üstünde kalmaması gerekiyor. Türkiye gibi bir ülkede seçim kazanmak için bahsi geçen “kapı siyaseti” terimini pratiğe çevirmek için önümüzde bir sürü örnek var.

İlk başta çeyrek asırdır iktidar olan Tayyip Erdoğan her seçim öncesi miting meydanlarında aynı sözü söylüyor: “Kadın kolları, gençlik kolları… Ana kademe… Kapı kapı dolaşmaya var mıyız?” Kendi iktidarını 25 asırdır bu formüle borçlu olan bir lider, bunu açıktan herkese deklare ederek en büyük kozunu ve taktiğini açık ediyor. Demek ki, onlarca siyasi partiden oluşan rakiplerinin ya bunu hayata geçirecek kadroları yok, ya da var olan kadroları yönetme becerisini gösterebilecek bir takım liderliği yok. İkincisi daha mantıklı görünüyor. Çünkü CHP üyesi kadar militan, inatçı ve azimli parti üyesi az bulunur.

Bu azmi yerelde somut bir başarıya dönüştürmek için serseri mayın gibi bildiri dağıtmak yerine nokta atışı ve hiçbir atlama yapmadan saha tespiti, saha ölçümü ve saha çalışması yapacak bir iradeye ihtiyaç var. Bunu yalnızca Tayyip Erdoğan’ın “Kapı kapı dolaşmaya var mısınız?” parolasıyla değil, Türkiye siyasal tarihindeki çok farklı pratiklere bakarak hayata geçirme yönünde adım atmak da mümkün.

Mesela 1979 yılında Fatsa’da yapılan ara seçimlerde bağımsız belediye başkanı Fikri Sönmez’in diğer bütün partilerin toplamından fazla oy alması, ilçedeki evlerin tek tek kroki olarak çizilmesi ve her evdeki seçmenlere en az birkaç kere gidilmesiyle alakalıydı.

Başka bir örnek vermek gerekirse, Süleyman Demirel’in siyasi hayatı boyunca vurguladığı, özellikle 1990’lardaki Doğru Yol Partisi (DYP) döneminde tabanına sıkça hatırlattığı “Seçim günü komşunu da al sandığa git” yaklaşımı, demokratik katılımı artırmayı hedefleyen ve yerel düzeyde oy potansiyelini harekete geçirmeyi amaçlayan bir siyasi kampanya yöntemiydi.

Önümüzdeki ilk genel seçimde, bir tane CHP üyesi, CHP’ye oy vermeyecek bir kişiyi ikna etse, parti oylarını 2 milyon artırmış olur. Mesela bu ikna AKP’ye oy verecekler üzerinden ilerlese, CHP ve AKP arasındaki fark 4 milyon artmış olur. CHP bu gibi matematiksel ve bilimsel olgular üzerinden hareket ediyor mu? Edecek mi?

CHP’nin etkili bir yöntem ve kopuşa yönelmesini belirtenlerin önerdiği bir yöntem de “sine-i millet”, yani Meclis’ten ve koltuklardan komple çekilip mevcut antidemokratik durumu protestoyu sarsıcı hale getirmek. Olabilir. Neden olmasın? Ancak bu sarsıcı kopuştan sonra ne olacak?

Sine-i millet ile Meclis’ten çekilen CHP, sine-i mahalleye ne kadar ince? CHP kadın kollarının broşür dağıtması sokak çalışması olarak parti yönetimini tatmin edecek mi? Dostlar yine alışverişte mi görecek? Yoksa bundan yarım asır önce Fatsa’da yapıldığı gibi herkes kendi mahallesindeki evleri tespit edip, tek tek işaretleyip o şekilde çalışma yapabilecek mi?

Cumhuriyet Halk Partisi her mahallede, her sokakta, her fabrikada, her okulda her gün saatlerce çalışma yürütecek bir “Kırmızı Yelekliler” ekibi kurabilecek mi? AKP zorbalığına karşı en geniş cepheyi örebilecek bu gibi bir faaliyette sadece CHP’liler değil bu duruma itiraz eden kim varsa yer alabilecek mi? Mesela CHP’nin il başkanlıkları, ilçe başkanlıklarındaki bürokratik hantallığı söküp atabilecek bu gibi ekipler kurulması için genel merkezde hiç kimse kafa patlatıyor mu? CHP bunu gerçek kılabileceğine inanıyor mu? Ankara’nın kapısına dayanan ve direnişten netice alan bir avuç madenciden CHP ne kadar feyz alıyor?

Bir mahalleyi, bir uçtan diğer uca kadar her gün dolaşacak bu ekipleri kurmak çok mu zor? İşgal yıllarında antiemperyalist çetelerin, cemiyetlerin direniş azmiyle, savaş meydanlarında kurulmuş bir parti bunu yapmaktan aciz midir? Cumhuriyet Halk Partisi’nin evlatlarını her gün dört gözle bekleyen o yaşlı insanlar, emekliler, engelliler, şiddet mağduru kadınlar, istismara uğrayan çocuklar, o bir kıvılcım bekleyen tüm dezavantajlı gruplar boşuna mı bekliyorlar?

Ey Cumhuriyet Halk Partisi’nin evladı… Muhtaç olduğun kudret sine-i mahallenin kılcal damarlarında!

Kurtuluş yok diyorsun ya, tek başına: “Evet, kurtuluş kavgada, özgürlük sokakta!”

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Trakya Haber

Trakya Politik

Trakya Gazetesi