Dolar 49,0353
Euro 55,2195
Altın 6.584,76
BİST 12.249,04
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 20°C
Az Bulutlu
Tekirdağ
20°C
Az Bulutlu
Cum 20°C
Cts 21°C
Paz 21°C
Pts 21°C

TRAKYA’DA ENERJİ ARAMASI MI, ARAZİ RANTI BASKISI MI?| ÖZEL DOSYA

1 Ekim 2026 13:21
36

Trakya’da petrol ve doğal gaz henüz bulunmuş değil. Ancak arama ve olası üretim için yol, boru hattı, enerji nakil hattı, üretim kampı ve depolama tesislerine kadar uzanan geniş bir kamulaştırma imkânı oluşturuldu. Şimdi asıl soru şu: Yeraltında ne olduğu henüz bilinmezken, yerüstündeki tarım toprakları, ormanlar ve su kaynakları ne kadar etkilenecek?

TRAKYA POLİTİK ÖZEL DOSYA

Trakya’da son haftaların en önemli çevre, tarım ve mülkiyet dosyalarından biri 5 Eylül 2026 tarihinde açıldı. Resmî Gazete’de yayımlanan 11738 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına, Trakya Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim Projesi kapsamında ihtiyaç duyacağı bazı taşınmazlar için acele kamulaştırma imkânı tanındı.

Kararın ardından kamuoyunda Trakya’nın büyük bir petrol ve doğal gaz sahasına dönüştürüleceği yönünde tartışmalar başladı. Ancak meselenin daha başında önemli bir ayrımı yapmak gerekiyor. Trakya’nın altında büyük ve ekonomik olarak işletilebilir yeni bir petrol veya doğal gaz rezervi bulunduğu açıklanmış değil. Yapılacak çalışmanın önemli bir bölümü zaten bunun belirlenmesine yönelik arama faaliyetlerinden oluşuyor.

Dolayısıyla ortada kesinleşmiş dev bir rezervden değil, arama yapılacak geniş bir coğrafyadan söz ediyoruz. Buna karşılık henüz yeraltından ne çıkacağı kesinleşmeden, yerüstünde ihtiyaç duyulabilecek yollar, hatlar ve tesisler için acele kamulaştırmanın önü şimdiden açılmış durumda.

Trakya’daki kaygının merkezinde de tam olarak bu bulunuyor.

BİR SONDAJ KUYUSUNDAN ÇOK DAHA FAZLASI

5 Eylül tarihli karar yalnızca sondaj kuyularının kurulacağı küçük lokasyonları kapsamıyor. Kararda petrol ve doğal gaz arama ve üretim faaliyetleri amacıyla lokasyon alanları ve yolları, petrol ve doğal gaz boru hatları, enerji nakil hatları, üretim kampları, idari kampüs alanları ve depolama tesisleri için ihtiyaç duyulacak taşınmazların kamulaştırılabileceği belirtiliyor.

Üstelik kamulaştırmanın yalnızca taşınmazın mülkiyetinin alınması biçiminde gerçekleşmesi gerekmiyor. Taşınmazlar üzerinde daimi veya geçici irtifak hakkı kurulması da mümkün.

Bu ayrıntı önemli. Çünkü petrol ve doğal gaz faaliyetinin arazi üzerindeki etkisi yalnızca kuyunun bulunduğu birkaç bin metrekareyle sınırlı olmayabilir. Kuyuya ulaşan yol başka parselleri kesebilir, enerji nakil hattı kilometreler boyunca ilerleyebilir, olası üretim halinde boru hattı farklı köy ve tarım alanlarından geçebilir.

Dolayısıyla değerlendirilmesi gereken yalnızca “kaç kuyu açılacak?” sorusu değil, bütün altyapının oluşturacağı toplam arazi ayak izi.

RUHSAT HARİTASI KAMULAŞTIRMA HARİTASI DEĞİL

Burada kamuoyunda oluşabilecek başka bir yanlış anlamayı da ortadan kaldırmak gerekiyor. Cumhurbaşkanı Kararının ekinde gösterilen geniş ruhsat sahalarının tamamının kamulaştırılacağı anlamına gelen bir hüküm bulunmuyor.

Ruhsat alanı başka, fiilen kullanılacak ve kamulaştırılacak alan başka.

Karar, faaliyetler için ihtiyaç duyulacak taşınmazların kamulaştırılabilmesine olanak sağlıyor. Ancak tartışmanın temelindeki belirsizlik de burada ortaya çıkıyor. Hangi taşınmazlara ihtiyaç duyulacağı, kaç parselin etkileneceği ve toplam ne kadar arazi kullanılacağı kamuoyuna bütünlüklü bir proje tablosuyla açıklanmış değil.

Kaç kilometre yeni yol yapılacak? Kaç kilometre boru hattı döşenecek? Kaç enerji hattı kurulacak? Üretim kampları nerede olacak? Depolama tesisleri hangi alanlara kurulacak? Bunların ne kadarı tarım arazisine, ne kadarı mera veya orman alanına denk gelecek?

Bu soruların yanıtları olmadan projenin Trakya üzerindeki gerçek ölçeğini hesaplamak mümkün değil.

ASIL SORU: NEDEN “ACELE”?

Tartışmayı büyüten bir başka unsur da seçilen kamulaştırma yöntemi. İşlemler 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27’nci maddesi kapsamında, yani acele kamulaştırma yöntemiyle yürütülebilecek.

Acele kamulaştırma, olağan kamulaştırmadan daha hızlı işleyen istisnai bir mekanizma. Bu nedenle henüz önemli bölümü arama aşamasında olan bu büyüklükteki bir projede neden acele kamulaştırmaya ihtiyaç duyulduğu da açıklığa kavuşması gereken başlıklardan biri.

Konu 17 Eylül 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine de taşındı. Diyarbakır Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu tarafından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın yanıtlaması istemiyle verilen soru önergesinin konusu doğrudan Trakya Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim Projesi kapsamındaki acele kamulaştırma kararı oldu.

1 Ekim itibarıyla TBMM kayıtlarında önergenin 15 günlük cevaplanma sürecinin devam ettiği görülüyor.

Böylece başlangıçta bölgesel bir çevre ve arazi tartışması olarak görünen dosya, merkezi idarenin de yanıt vermesi beklenen ulusal bir konu haline geldi.

TRAKYA’NIN YÜKÜ BU PROJEYLE BAŞLAMIYOR

Trakya’daki kaygının yalnızca 5 Eylül’de alınan karardan kaynaklandığını düşünmek de eksik olur. Bölge onlarca yıldır sanayi, madencilik, taş ocakları, enerji tesisleri ve farklı altyapı yatırımlarının baskısını taşıyor.

BirGün’ün Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kayıtları üzerinden yaptığı incelemeye göre Eylül 2016 ile Eylül 2026 arasındaki 10 yıllık dönemde Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne’de enerji, maden, petrol ve doğal gaz alanlarında en az 645 proje için “ÇED olumlu” veya “ÇED gerekli değildir” kararı verildi.

Bu projelerin 258’i Tekirdağ’da, 206’sı Kırklareli’nde ve 181’i Edirne’de bulunuyor.

Başka bir ifadeyle Trakya’nın üç ilinde son 10 yılda ortalama olarak hemen her hafta birden fazla enerji veya madencilik projesi çevresel değerlendirme sürecinin olumlu sonucuyla karşılaştı.

Bu veri yeni petrol ve doğal gaz projesini farklı bir çerçeveye oturtuyor. Çünkü mesele artık tek bir yatırımın çevresel etkisinden ibaret değil. Aynı coğrafya üzerinde yıllar içerisinde biriken yüzlerce yatırımın oluşturduğu toplam yükün ne olduğu sorusu ortaya çıkıyor.

Bir taş ocağı ayrı değerlendiriliyor, maden işletmesi ayrı değerlendiriliyor, doğal gaz kuyusu ayrı değerlendiriliyor, enerji hattı başka bir dosyada inceleniyor. Ancak bunların tamamı aynı toprağı, aynı suyu ve aynı ekosistemi kullanıyor.

Trakya açısından asıl eksiklerden biri bu nedenle kümülatif, yani toplam çevresel etkinin ortaya konulması.

ARAMALAR 5 EYLÜL’DE BAŞLAMADI

TPAO için Trakya yeni bir arama bölgesi değil. Türkiye’nin kara doğal gaz tarihinde bölgenin onlarca yıllık geçmişi bulunuyor. TPAO’nun Trakya Havzası’ndaki çalışmaları 1960’lara kadar uzanıyor ve ekonomik nitelikteki ilk doğal gaz keşifleri 1970’lerde Hamitabat ve Kumrular sahalarında gerçekleştirildi.

Karadeniz’de Sakarya Gaz Sahası üretime alınmadan önce Trakya, Türkiye’nin yerli doğal gaz üretimindeki en önemli merkezlerden biriydi. 2022 yılında TPAO’nun doğal gaz üretiminin çok büyük bölümü Trakya’dan sağlandı. Sakarya Gaz Sahası’nın üretime geçtiği 2023 yılında bile Trakya, TPAO doğal gaz üretiminin önemli bir bölümünü karşılamaya devam etti.

Dolayısıyla tartışılan yeni karar, Trakya’da ilk kez doğal gaz aranması anlamına gelmiyor. Fark, mevcut ve gelecekteki arama ile olası üretim faaliyetlerinin çok daha geniş bir altyapı ve kamulaştırma çerçevesi içerisinde ele alınması.

TEKİRDAĞ’DA SOMUT KUYU PROJELERİ VAR

Tekirdağ’da doğal gaz aramalarına ilişkin çevresel süreçler 5 Eylül kararından önce de devam ediyordu.

Ergene ilçesi Karamehmet Mahallesi Pınar Çatağı mevkiinde TPAO Trakya Bölge Müdürlüğü tarafından planlanan Karatepe Ergene-1 kuyusu bunun somut örneklerinden biri. Doğal gaz arama ve çıkarma faaliyeti yaklaşık 14 bin 920 metrekarelik bir alan için planlandı. Projeye ilişkin ÇED süreci 16 Haziran 2026 tarihinde ÇED Yönetmeliğinin ilgili hükmü doğrultusunda sonlandırıldı.

Bu gelişmeyi “kuyu kesin olarak iptal edildi” biçiminde yorumlamak doğru değil. ÇED sürecinin sonlandırılması belirli bir başvurunun sona erdiğini gösteriyor. Projenin değişen koşullarla tekrar gündeme gelip gelmeyeceği ise ayrı bir konu.

Ergene’de Yukarısevindik ve Saray çevresinde de doğal gaz arama faaliyetleri son yıllarda gündeme geldi. Bütün bu örnekler, Trakya’daki hidrokarbon arama faaliyetlerinin yeni başlamadığını, ancak 5 Eylül kararının meseleyi daha geniş bir bölgesel ölçeğe taşıdığını gösteriyor.

KAYA GAZI TARTIŞMASINDA GERÇEK İLE İDDİAYI AYIRMAK GEREKİYOR

Trakya’daki tartışmanın en hassas noktalarından biri hidrolik çatlatma, kamuoyunda daha çok bilinen adıyla “fracking” yöntemi.

Burada da mevcut bilgiyi doğru okumak gerekiyor. 5 Eylül tarihli Cumhurbaşkanı Kararı, yeni açılacak kuyuların tamamında hidrolik çatlatma yapılacağını söylemiyor. Dolayısıyla “Trakya’nın tamamında kaya gazı çıkarılacak” sonucuna ulaşmak için bugün yeterli bilgi bulunmuyor.

Ancak hidrolik çatlatmanın Trakya için teorik bir ihtimalden ibaret olmadığı da biliniyor.

TPAO’nun 2020 yılı faaliyet raporunda Trakya’daki Çeşmekolu-2/S kuyusunda dört kademeli, Büyük Çeltik-2/S kuyusunda ise tek kademeli hidrolik çatlatma işlemi gerçekleştirildiği belirtiliyor.

Geçmişte uygulanmış bu yöntem, yeni proje bakımından son derece önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Yeni kuyuların herhangi birinde hidrolik çatlatma yapılacak mı?

Yapılacaksa ne kadar su kullanılacak, hangi kimyasallar tercih edilecek, işlem sonrasında yüzeye dönen sıvılar nerede tutulacak ve nasıl bertaraf edilecek?

Bu sorular henüz ayrıntılı biçimde yanıtlanmış değil.

TRAKYA’NIN EN HASSAS DOSYASI: SU

Petrol ve doğal gaz tartışmasının belki de en kritik başlığı su.

Trakya zaten yoğun sanayileşme, tarımsal sulama, kentleşme ve yeraltı suyu kullanımı nedeniyle önemli bir su baskısı altında. Ergene Havzası yıllardır yalnızca kirlilik değil, su miktarı bakımından da tartışmaların merkezinde bulunuyor.

Petrol ve doğal gaz sondajlarında su kullanılabiliyor. Hidrolik çatlatmanın tercih edilmesi halinde ise kullanılan su miktarı uygulamanın niteliğine göre ciddi ölçüde artabiliyor.

Ancak toplam kaç kuyu planlandığı kamuoyuna açıklanmadığı için projenin toplam su ihtiyacını bugün hesaplamak da mümkün değil. Bu suyun yeraltı kaynaklarından mı, yüzey sularından mı, şebekeden mi yoksa başka kaynaklardan mı karşılanacağı da bölge bütününü kapsayan bir planla ortaya konmuş değil.

Üstelik mesele yalnızca kullanılan temiz su değil. Sondaj ve olası üretim sonrasında ortaya çıkabilecek atık suların ve formasyon sularının nasıl yönetileceği de aynı derecede önemli.

Trakya Kent Konseyleri Birliği de acele kamulaştırma kararının ardından su kaynakları, tarım arazileri, yeraltı suyu, atık yönetimi ve sismisite başlıklarının kapsamlı biçimde değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.

YERALTI BELİRSİZ, ÜSTÜNDEKİ DEĞER İSE SAYILARLA ORTADA

Dosyanın belki de en çarpıcı çelişkisi burada ortaya çıkıyor.

Trakya’nın altında yeni aramalar sonucunda ne kadar petrol veya doğal gaz bulunacağı bilinmiyor. Buna karşılık toprağın üstündeki tarımsal varlığın büyüklüğü rakamlarla ortada.

Trakya Kalkınma Ajansı verilerine göre Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli’nden oluşan TR21 Bölgesi’nde yaklaşık 932 bin 600 hektarlık işlenen tarım alanı ve uzun ömürlü bitki alanı bulunuyor. Bu büyüklük Türkiye’deki toplam tarım alanlarının yaklaşık % 4’üne karşılık geliyor.

Bölgedeki tarım alanlarının yaklaşık % 97’sinde tahıl ve diğer bitkisel ürünler yetiştiriliyor. Meyve, içecek ve baharat bitkilerinin payı yaklaşık % 2, sebze bahçelerinin payı ise yaklaşık % 1 düzeyinde.

Trakya, Türkiye’deki buğday üretiminin yaklaşık % 11’ini, ayçiçeğinin % 45’ini, çeltiğin % 47’sini ve kanolanın % 54’ünü karşılıyor.

Üstelik tarımsal işletmelerin ölçeği de Türkiye ortalamasının üzerinde. Türkiye genelinde 50 dekar ve üzeri araziye sahip tarımsal işletmelerin oranı yaklaşık % 35 iken, Trakya’da bu oran % 63’e ulaşıyor.

Bu rakamların anlamı açık. Trakya sıradan bir boş arazi değil. Türkiye’nin temel tarımsal üretim merkezlerinden biri.

PETROL BİR KEZ ÇIKAR, TOPRAK HER YIL ÜRETİR

Enerji yatırımlarının ekonomik getirisi hesaplanırken toprağın ekonomik değerini yalnızca kamulaştırma bedeli üzerinden değerlendirmek önemli bir eksiklik oluşturabilir.

Tarım toprağı üretim yaptığı sürece her yıl yeniden değer yaratıyor. Aynı tarla yıllar boyunca buğday, ayçiçeği veya başka ürünler üretebilir. Bir çiftçi açısından arazi yalnızca tapuda yazılı bir taşınmaz değil, aynı zamanda üretim aracı ve geçim kaynağı.

Bir arama kuyusunda ekonomik rezerv bulunmayabilir ve saha daha sonra terk edilebilir. Ancak tarım alanında açılan yolların, sıkışan toprağın, değişen drenajın veya parçalanan parsellerin etkisini gidermek çok daha uzun sürebilir.

Bu nedenle petrol ve doğal gaz faaliyetlerinin gerçek maliyetini hesaplarken yalnızca yeraltından çıkabilecek kaynağın parasal karşılığına değil, yüzeydeki üretim kapasitesinin korunmasına da bakılması gerekiyor.

ORMANLAR İÇİN DE AYNI SORU GEÇERLİ

Trakya’nın kuzeyindeki Istranca Dağları bölgenin su varlığı, orman ekosistemi ve biyolojik çeşitliliği bakımından ayrı bir önem taşıyor.

Istrancalar uzun süredir taş ve maden ocakları ile çeşitli enerji projelerinin tartışıldığı alanların başında geliyor. Kırklareli’nde gündeme gelen nükleer santral çalışmaları ve farklı enerji yatırımları da bölgedeki toplam baskı tartışmasını büyütüyor.

Yeni petrol ve doğal gaz faaliyetlerinde kurulabilecek yolların, elektrik hatlarının veya diğer altyapının ormanlık alanlarla ne ölçüde kesişeceği ise ayrıntılı güzergâhlar açıklanmadığı sürece bilinemiyor.

Bu nedenle kamuoyu açısından yeterli olan yalnızca “ormanlara zarar verilmeyecek” şeklindeki genel bir güvence değil. Hangi alanın kullanılacağı, kaç hektarın etkileneceği ve hangi güzergâhların seçileceği somut biçimde açıklanmak zorunda.

HUKUKÇULAR DA DOSYAYI AÇTI

Acele kamulaştırma kararı hukuk çevrelerinin de gündemine girdi. Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu 18 Eylül 2026 tarihinde gerçekleştirdiği toplantıda Trakya Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim Projesi kapsamındaki acele kamulaştırma kararını değerlendirdi.

Tekirdağ Barosu da Trakya’nın ve bölgedeki yaşam alanlarının korunmasına ilişkin süreci takip edeceğini açıkladı.

Bu gelişme, dosyanın yalnızca çevresel tartışmadan ibaret olmadığını gösteriyor. Mülkiyet hakkı, çevre hakkı, tarım arazilerinin korunması ve acele kamulaştırmanın sınırları da bundan sonraki dönemin hukuki başlıkları arasında olacak.

ENERJİ ARAYIŞININ DİĞER TARAFI

Türkiye’nin daha fazla petrol ve doğal gaz aramasının ardında güçlü bir ekonomik gerekçe bulunduğunu da görmek gerekiyor.

Türkiye doğal gazda büyük ölçüde dışa bağımlı. 2025 yılında ülkede yaklaşık 3,11 milyar metreküp doğal gaz üretilirken 58,34 milyar metreküp doğal gaz ithal edildi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bu rakamlardan hareketle doğal gazdaki ithalat bağımlılığını yaklaşık % 95 düzeyinde hesaplıyor.

Dolayısıyla yerli doğal gaz üretiminin artırılması enerji faturası ve arz güvenliği bakımından Türkiye açısından önemli.

Ancak Trakya’daki tartışma “yerli enerjiye karşı çıkmak” ya da “enerji aramasına koşulsuz destek vermek” ikiliğine sıkıştırıldığında asıl mesele gözden kaçıyor.

Sorulması gereken soru daha farklı: Enerji arz güvenliği sağlanırken tarım, orman ve su güvenliği nasıl korunacak?

Çünkü enerji güvenliği kadar gıda güvenliği de stratejik. Doğal gaz ithalatını azaltmak kadar tarım topraklarını koruyabilmek de uzun vadeli bir ülke meselesi.

“ENERJİ ARIYORUZ” SINIRSIZ ARAZİ KULLANIMI ANLAMINA GELMEMELİ

Trakya’da ortaya çıkan temel kaygı bu noktada özetlenebilir.

Enerji arama faaliyeti, sonuçları ve sınırları açıkça belirlenmeden tarım ve orman alanlarına müdahale için sınırsız bir gerekçeye dönüşmemeli.

Arama yapılacaksa kaç kuyu açılacağı belli olmalı. Kuyuların koordinatları açıklanmalı. Toplam arazi kullanımı kamuoyuyla paylaşılmalı. Boru hattının ve enerji nakil hatlarının güzergâhları gösterilmeli. Kullanılacak su miktarı hesaplanmalı. Hidrolik çatlatma yapılacaksa bunun nerede ve nasıl uygulanacağı belirtilmeli.

En önemlisi de proje parça parça ele alınmamalı.

Çünkü Trakya yalnızca yeni petrol ve doğal gaz kuyularının etkisini taşımayacak. Bölge aynı zamanda geçmiş 10 yılda çevresel değerlendirme süreçlerinden geçen en az 645 enerji ve maden projesinin yükünü taşıyor.

Bu nedenle Trakya’nın ihtiyacı, yalnızca her yatırım için ayrı ayrı hazırlanmış dosyalar değil, bütün bu faaliyetlerin aynı coğrafya üzerindeki toplam etkisini gösteren kapsamlı bir kümülatif çevresel değerlendirme.

ŞİMDİ YANITLANMASI GEREKEN SORULAR VAR

Önümüzdeki dönemde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile TPAO’nun açıklığa kavuşturması gereken önemli başlıklar bulunuyor. Trakya genelinde kaç arama kuyusu planlandığı, bu kuyuların hangi ilçe ve köylerde yer alacağı, toplam kaç hektar arazi kullanılacağı ve bunun ne kadarının tarım, mera veya orman alanlarından oluşacağı bilinmeli.

Aynı şekilde kaç taşınmaz için acele kamulaştırma yapılacağı, yolların ve boru hatlarının toplam uzunluğu, enerji nakil hatlarının güzergâhı, projenin toplam su ihtiyacı ve bu suyun nereden karşılanacağı açıklanmalı. Hidrolik çatlatma yönteminin kullanılıp kullanılmayacağı, kullanılacaksa hangi kuyularda uygulanacağı ve atık suların nasıl bertaraf edileceği de kamuoyu açısından temel bilgiler arasında.

Bir başka önemli soru ise başarısız arama sahalarının geleceği. Ekonomik rezerv bulunamayan kuyular kapatıldığında arazi eski haline nasıl getirilecek? Tarımsal üretime ne kadar sürede döndürülebilecek? Bu rehabilitasyonun sorumluluğu kimde olacak?

Bütün bunların ötesindeki ana soru ise aynı kalıyor: Trakya’daki yüzlerce enerji, maden ve sanayi yatırımının toplam etkisini ölçen bölgesel bir çalışma yapılacak mı?

TRAKYA’NIN ALTINDA NE OLDUĞUNU ARAMA GÖSTERECEK, ÜSTÜNDE NE OLDUĞUNU ZATEN BİLİYORUZ

Trakya’daki petrol ve doğal gaz tartışmasının belki de en sade özeti bu.

Yeni aramalarda önemli miktarda petrol veya doğal gaz bulunabilir. Sınırlı bir kaynak çıkabilir. Hiç ekonomik rezerv bulunamayabilir. Bunu ancak araştırmalar ve sondajlar gösterecek.

Fakat Trakya’nın üstünde ne olduğunu öğrenmek için yeni bir aramaya gerek yok.

Türkiye’nin en önemli tarım topraklarından biri burada. Ülkenin ayçiçeğinin, çeltiğinin, kanolasının ve buğdayının önemli bölümü burada yetişiyor. Bölgenin ormanları ve su havzaları burada. Köyler, çiftçiler ve kuşaklardır üretim yapan insanlar burada yaşıyor.

Bu nedenle Trakya’da sorulması gereken soru enerji aramasının yapılıp yapılmamasından daha büyük.

Henüz ekonomik büyüklüğü bilinmeyen bir yeraltı kaynağını ararken, değeri zaten bilinen toprağı, suyu ve ormanı hangi ölçüde riske atacağız?

Trakya’nın önümüzdeki dönemde yanıtını arayacağı esas soru bu olacak.


KAYNAKÇA

  1. 5 Eylül 2026 tarihli ve 33361 sayılı Resmî Gazete, 11738 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı – Trakya Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim Projesi kapsamında acele kamulaştırma düzenlemesi. Lexpera
  2. Türkiye Büyük Millet Meclisi – 17 Eylül 2026 tarihli, 7/49265 esas numaralı yazılı soru önergesi ve 1 Ekim 2026 itibarıyla önergenin durumu. Türkiye Büyük Millet Meclisi
  3. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı – Karatepe Ergene-1 doğal gaz arama ve çıkarma faaliyeti, ÇED sürecinin 16 Haziran 2026 tarihinde sonlandırılmasına ilişkin duyuru. ÇED Genel Müdürlüğü
  4. BirGün, “Son çivi de çakılıyor” – Trakya’daki son 10 yıllık enerji ve maden projeleri, 645 proje verisi ile bölgenin tarımsal üretim göstergeleri. birgun.net
  5. TPAO 2020 Yıllık Faaliyet Raporu – Trakya’daki Çeşmekolu-2/S ve Büyük Çeltik-2/S kuyularında gerçekleştirilen hidrolik çatlatma faaliyetleri.
  6. Trakya Kalkınma Ajansı – TR21 Bölgesi tarım alanları ve tarımsal üretim verileri. birgun.net
  7. Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu / Tekirdağ Barosu – 18 Eylül 2026 tarihli toplantıda Trakya acele kamulaştırma kararının değerlendirilmesi. Tekirdağ Barosu
  8. Trakya Kent Konseyleri Birliği – Projenin su kaynakları, tarım arazileri, yeraltı suyu, atık yönetimi ve sismisite açısından değerlendirilmesine ilişkin açıklama. Gazete Trakya
  9. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verileri – Türkiye’nin 2025 yılı doğal gaz üretimi, ithalatı ve yaklaşık % 95 düzeyindeki ithalat bağımlılığı. amp.dw.com

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Trakya Haber

Trakya Politik

Trakya Gazetesi