Dolar 48,4949
Euro 56,5761
Altın 6.900,83
BİST 14.505,48
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 26°C
Parçalı Bulutlu
Tekirdağ
26°C
Parçalı Bulutlu
Per 27°C
Cum 28°C
Cts 27°C
Paz 27°C

TRAKYA’NIN TOPRAĞI VE SUYU PETROL UĞRUNA RİSKE ATILAMAZ!

10 Eylül 2026 13:30
37

TPAO’nun “Trakya Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim Projesi” için devreye sokulan acele kamulaştırma kararı, yalnızca birkaç sondaj kuyusunu değil, yolları, boru hatlarını, enerji nakil hatlarını, üretim kamplarını ve depolama tesislerini kapsıyor. Türkiye’nin en değerli tarım coğrafyalarından biri olan, yeraltı suları yıllardır alarm veren Trakya’da şimdi kritik soru şu: Enerji aranırken geride nasıl bir Trakya kalacak?

Trakya’nın toprağı, suyu, ormanları ve tarım alanları yıllardır sanayileşmenin, madenciliğin, enerji yatırımlarının ve plansız yapılaşmanın baskısı altında. Şimdi bölgenin karşısında çok daha geniş kapsamlı yeni bir süreç bulunuyor.

5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 11738 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının, kısa adıyla TPAO’nun, “Trakya Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim Projesi” kapsamında ihtiyaç duyacağı bazı taşınmazların acele kamulaştırılmasının önü açıldı. Karar yalnızca sondaj yapılacak noktaları kapsamıyor. Lokasyon alanları ve yolları, petrol ve doğal gaz boru hatları, enerji nakil hatları, üretim kampları, idari kampüs alanları ve depolama tesisleri de kararın kapsamı içinde bulunuyor.

Bir başka ifadeyle Trakya’nın önündeki mesele yalnızca bir kuyu açılıp açılmayacağı değil. Geniş bir petrol ve doğal gaz arama ve üretim altyapısının bölgenin tarım alanlarına, su kaynaklarına ve yaşam alanlarına nasıl yerleşeceği sorusu giderek daha önemli hale geliyor.

ACELE KAMULAŞTIRMA İLE GENİŞ BİR ALTYAPININ ÖNÜ AÇILIYOR

Cumhurbaşkanı Kararı, gerekli taşınmazların doğrudan mülkiyetinin alınmasına veya bu taşınmazlarda daimi ya da geçici irtifak hakkı kurulmasına imkan sağlıyor. Süreç, Kamulaştırma Kanunu’nun acele kamulaştırmayı düzenleyen 27. maddesine dayanıyor.

Karardaki tesislerin kapsamı ise dikkat çekici.

Bir kuyunun açılması için yalnızca sondaj platformu gerekmiyor. Kuyuya ulaşacak yollar, enerji hatları ve daha sonra üretim gerçekleşirse hidrokarbonun taşınacağı boru hatları gerekiyor. Bunun yanında üretim kampı ve depolama alanları gibi tesisler de kurulabiliyor.

Bunun anlamı, petrol ve doğal gaz faaliyetlerinin çevresel ayak izinin sondaj kuyusunun kapladığı alanla sınırlı olmadığı gerçeği.

Trakya açısından asıl mesele de burada başlıyor.

Çünkü bu coğrafyada açılacak her yol, döşenecek her boru hattı ve kurulacak her tesis yalnızca haritada çizilmiş bir proje koridoru değil. O alanların önemli bölümü aynı zamanda tarım yapılan topraklar, su toplama alanları, kırsal yaşam alanları ve ekolojik bağlantı koridorları niteliğinde.

TRAKYA ENERJİ SAHASI DEĞİL, TÜRKİYE’NİN GIDA DEPOSU

Trakya yalnızca üzerinde sanayi tesislerinin bulunduğu bir coğrafya değil.

Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli başta olmak üzere bölge, Türkiye’nin en önemli buğday ve ayçiçeği üretim merkezlerinden biri. Yüzyıllardır işlenen verimli tarım arazileri Trakya’nın yalnız ekonomik değerini değil, Türkiye’nin gıda güvenliği açısından taşıdığı stratejik önemi de ortaya koyuyor.

Bu nedenle petrol ve doğal gaz projelerini yalnızca “enerji yatırımı” başlığında değerlendirmek eksik kalıyor.

Bir tarafta çıkarılması planlanan sınırlı ömürlü fosil yakıt kaynakları bulunurken diğer tarafta yüzlerce yıl boyunca üretim yapabilecek tarım toprağı ve gelecek kuşakların kullanacağı su kaynakları bulunuyor.

Çevreci bakış açısının temel sorusu da tam olarak burada ortaya çıkıyor:

Bir enerji kaynağına ulaşmak uğruna geri dönüşü çok daha zor olan toprak ve su kaynakları ne ölçüde riske atılacak?

TRAKYA’NIN EN BÜYÜK KIRMIZI ÇİZGİSİ SU OLMALI

Petrol ve doğal gaz projeleri söz konusu olduğunda Trakya açısından en hassas meselelerin başında su geliyor.

Bölgenin yeraltı suyu rezervleri uzun yıllardır sanayi, tarım ve yerleşimlerin yoğun kullanımı altında. Ergene Havzası’ndaki su kaynaklarının miktar ve kalite bakımından karşı karşıya bulunduğu baskı kamu kurumlarının hazırladığı çevre ve havza raporlarında da ortaya konuluyor.

Bu nedenle Trakya’da yapılacak her yeni büyük yatırımın su ihtiyacı ayrı ayrı değil, bölgedeki mevcut su açığıyla birlikte değerlendirilmek zorunda.

Petrol ve doğal gaz faaliyetleri sırasında sondaj, kuyu geliştirme ve bazı üretim tekniklerinde önemli miktarda su kullanılabiliyor. Hidrolik çatlatma uygulanması halinde bu ihtiyaç çok daha yüksek boyutlara ulaşabiliyor.

İşte bu nedenle kamuoyunun öğrenmesi gereken ilk bilgilerden biri şu:

Bu proje kapsamında toplam kaç kuyu planlanıyor ve bu kuyular için ne kadar su kullanılacak?

Bir başka kritik soru da suyun nereden sağlanacağı.

Yeraltı suyundan mı?

Yüzey kaynaklarından mı?

Şebekeden mi?

Taşıma yoluyla mı?

Ve bölgenin mevcut su bilançosu bu tüketimi kaldırabilecek mi?

Bu soruların yanıtı açıklanmadan Trakya’nın önüne konulan projenin gerçek çevresel maliyetini değerlendirmek mümkün değil.

HİDROLİK ÇATLATMA ENDİŞESİ GÖRMEZDEN GELİNEMEZ

Trakya’da petrol ve doğal gaz aramacılığı yeni değil. Bölgede uzun yıllardır hidrokarbon arama ve üretim faaliyetleri yürütülüyor.

Dahası, TPAO’nun geçmiş dönemde Trakya’daki bazı ankonvansiyonel hidrokarbon çalışmaları kapsamında hidrolik çatlatma uygulamaları gerçekleştirdiği kamuya açık kaynaklarda yer alıyor.

Bu gerçek yeni proje açısından son derece önemli.

Burada bir noktayı özellikle ayırmak gerekiyor.

11738 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, karar kapsamındaki kuyularda hidrolik çatlatma yapılacağını söylemiyor.

Bu nedenle “Bütün Trakya’da hidrolik çatlatma yapılacak” demek mevcut belgelerin ortaya koyduğundan daha ileri bir iddia olur.

Ancak Trakya’da daha önce bu yöntemin uygulanmış olması nedeniyle kamuoyunun şu soruyu sorması son derece doğal ve gerekli:

Yeni açılacak kuyuların herhangi birinde hidrolik çatlatma yapılacak mı?

Eğer yapılacaksa hangi kuyularda, kaç aşamada ve ne kadar su kullanılarak yapılacak?

Kullanılacak kimyasallar neler olacak?

Ve işlemden sonra yeraltından geri dönen sıvıların nasıl bertaraf edileceği kamuoyuna açıklanacak mı?

Bu sorular cevapsız bırakılamaz.

SORUN YALNIZCA YERALTI DEĞİL

Petrol ve doğal gaz projelerinde çevre tartışması çoğu zaman yalnızca sondaj kuyusunun kilometrelerce aşağıya inmesine indirgeniyor.

Oysa çevresel risklerin önemli bölümü yüzeyde ortaya çıkabiliyor.

Kuyular arasında açılan yollar, boru hatları, şantiye ve üretim sahaları tarım arazilerini bölebiliyor, doğal yüzey drenajını değiştirebiliyor ve habitatları parçalara ayırabiliyor.

Yoğun ağır araç trafiği, toz ve gürültü oluşturabiliyor.

Kuyu başlarında, boru hatlarında ve üretim tesislerinde meydana gelebilecek kaçaklar ayrı bir risk başlığı oluşturuyor.

Depolama sahaları ise faaliyetin niteliğine bağlı olarak toprak ve su açısından uzun vadeli bir kontrol gerektiriyor.

Dolayısıyla yalnızca “sondaj kuyusu güvenli mi?” sorusunun sorulması yeterli değil.

Asıl değerlendirilmesi gereken bütün üretim zinciri.

ATIK SU NEREYE GİDECEK?

Kamuoyunun özellikle üzerinde durması gereken konulardan biri de petrol ve doğal gaz üretimi sırasında ortaya çıkabilecek üretim suyu ve diğer atıkların nasıl yönetileceği.

Yeraltından çıkarılan sıvılar yalnızca petrol veya doğal gazdan oluşmuyor. Rezervuarların özelliklerine bağlı olarak tuzlu formasyon suları ve çeşitli mineraller içeren üretim suları da yüzeye çıkabiliyor.

Bu suların miktarı, kimyasal bileşimi, depolanma şekli, taşınması ve bertaraf yöntemi çevre güvenliği açısından kritik önem taşıyor.

Üstelik söz konusu yer Trakya.

Yani yıllardır Ergene Nehri’nin kirliliğini temizlemeye çalışan, yeraltı suyunun hem miktarı hem de kalitesi konusunda büyük mücadele veren bir bölge.

Tam da bu nedenle kamuoyuna açık biçimde şu sorunun cevabı verilmek zorunda:

Trakya Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim Projesi kapsamında ortaya çıkacak atık ve üretim suları nereye gidecek?

TRAKYA’YI PARÇA PARÇA DEĞİL, BİR BÜTÜN OLARAK ELE ALIN

Çevre açısından en büyük tehlikelerden biri projelerin tek tek ele alınması.

Bir kuyu için hazırlanan dosyada yalnızca o kuyunun etkisi hesaplanıyor.

Başka bir yerde açılacak kuyunun etkisi başka bir dosyada değerlendiriliyor.

Bir boru hattı başka, yol başka, enerji hattı başka süreçlerden geçebiliyor.

Ancak doğa bu şekilde çalışmıyor.

Su havzası proje sınırı tanımıyor. Tarım toprağı ruhsat sınırı bilmiyor. Yaban hayatı idari sınırlarla yaşamıyor.

Bu nedenle Trakya’da oluşturulacak petrol ve doğal gaz altyapısının çevresel etkisi kuyu kuyu değil, kümülatif yani toplam etkisi üzerinden değerlendirilmek zorunda.

Bugün 5 kuyu küçük görülebilir.

Yarın buna 10 kuyu daha eklenebilir.

Ardından kilometrelerce yol, boru hattı, enerji hattı ve üretim tesisi gelebilir.

Tek başına değerlendirildiğinde “sınırlı” görülen her müdahalenin toplamı, bir süre sonra bütün bir coğrafyanın niteliğini değiştirebilir.

ÇED SÜRECİ FORMALİTEYE DÖNÜŞMEMELİ

Acele kamulaştırma kararı çevresel etki değerlendirmesi kararı anlamına gelmiyor.

Başka bir ifadeyle kamulaştırma yetkisi verilmiş olması, her tesisin çevresel açıdan otomatik olarak uygun bulunduğu anlamına gelmiyor.

Bu nedenle bundan sonraki süreçte TPAO tarafından yapılacak bütün kuyu, boru hattı, depo, üretim tesisi ve diğer altyapı başvurularının kamuoyu tarafından yakından takip edilmesi gerekiyor.

ÇED dosyalarının yüzlerce sayfalık teknik belgelerin arasına sıkışıp kalmaması gerekiyor.

Dosyalarda özellikle;

yeraltı ve yüzey sularına etkiler, kullanılacak toplam su miktarı, atıkların bertarafı, tarım topraklarına etkiler, orman ve mera alanları, boru hattı güzergahları, hidrojeolojik yapı ve kümülatif çevresel etkiler açıkça ortaya konulmalı.

Çünkü mesele bir şirketin ruhsat sahasından ibaret değil.

Mesele Trakya’nın geleceği.

ÖNCE HALKA ANLATIN: NE YAPILACAK, NEREDE YAPILACAK?

11738 sayılı kararla ilgili en önemli sorunlardan biri kamuoyunun elindeki bilginin yetersizliği.

Vatandaşların önüne yalnızca dev bir ruhsat haritası koymak yeterli değil.

Trakya halkının bilmeye hakkı var:

Hangi ilde kaç kuyu açılacak?

Hangi köylerden boru hatları geçecek?

Kaç dönüm tarım toprağı etkilenecek?

Kaç dönüm orman veya mera alanında çalışma yapılacak?

Toplam su tüketimi ne olacak?

Hidrolik çatlatma yapılacak mı?

Depolama tesisleri nereye kurulacak?

Üretim suyu ve sondaj atıkları nereye gönderilecek?

Bütün bu bilgiler koordinatları ve haritalarıyla kamuoyuna açıklanmadıkça Trakyalılardan böylesine büyük bir dönüşümü sorgulamadan kabul etmeleri beklenemez.

TRAKYA’NIN BEDEL ÖDEYECEK BAŞKA DOĞASI KALMADI

Trakya yıllardır Türkiye’nin kalkınmasına çok büyük katkı sağlıyor.

Sanayi burada.

Enerji tesisleri burada.

Limanlar burada.

Boru hatları burada.

Yoğun nüfus ve sanayi baskısı burada.

Bütün bunların çevresel bedelini de yine Trakya’nın dereleri, yeraltı suları, denizi ve tarım toprakları ödüyor.

Şimdi Trakya’nın önüne yeni ve geniş bir petrol-doğal gaz altyapısı konulurken aynı hatanın yeniden yapılmasına izin verilmemeli.

Enerji ihtiyacı elbette bir ülkenin stratejik meselesidir. Ancak enerji güvenliği ile su güvenliği ve gıda güvenliği birbirinin rakibi haline getirilemez.

Yeraltından çıkarılacak doğal gazın bir ekonomik ömrü var.

Toprağın, suyun ve yaşamın ise alternatifi yok.

Trakya Politik olarak soruyoruz:

TRAKYA’NIN TOPRAĞI VE SUYU İÇİN KÜMÜLATİF ÇEVRESEL ETKİ RAPORU NEREDE?

Bu ölçekte bir yatırım planlanıyorsa yalnızca şirketin ne kadar petrol veya doğal gaz çıkarabileceği değil, Trakya’nın ne kadar su kaybedebileceği, ne kadar tarım alanının etkilenebileceği ve ekosistem üzerinde nasıl bir toplam baskı oluşacağı da halka anlatılmalı.

Çünkü doğal kaynakların korunmasını istemek yatırıma karşı olmak değildir.

Trakya’nın geleceğini korumaktır.


ÖZGÜR AKSUN: TRAKYA’NIN SUYU ÜZERİNDEKİ HER YENİ BASKI CİDDİYE ALINMALI

Trakya’da uzun yıllardır çevre ve yaşam alanları konusunda mücadele veren Tekirdağ Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyesi ve çevre aktivisti Özgür Aksun, bölgenin karşı karşıya bulunduğu çevresel baskılara karşı en yüksek sesle itiraz eden isimlerden biri.

Aksun, Marmaraereğlisi Çevre Gönüllüleri Derneği içinde çalışmalar yürütüyor ve Trakya’daki madencilik, enerji, sanayi ve kıyı projelerine karşı mücadeleleriyle tanınıyor. Tekirdağ Barosu da geçtiğimiz günlerde Aksun’u Türkiye Barolar Birliği tarafından verilen Avukat Noyan Özkan Çevre ve Ekoloji Mücadelesi Onur Ödülü’ne aday gösterdi.

Aksun’un özellikle Trakya’nın su varlıklarının korunması konusundaki geçmiş açıklamaları yeni petrol ve doğal gaz projesi bakımından dikkat çekici.

Marmaraereğlisi’nde petrol ve türevleri ile kimyasal depolama tesislerine ilişkin bir başka projeyi değerlendirirken Aksun, bölgenin zaten ciddi su sıkıntısı yaşadığına dikkat çekmiş ve ağır sanayi ile enerji yatırımlarının yalnız ekonomik yönüyle ele alınmasına karşı çıkmıştı. Söz konusu projenin insan sağlığını, deniz ekosistemini ve bölgenin su varlıklarını tehdit edebileceğini savunmuştu.

Aksun’un yıllardır savunduğu yaklaşımın temelinde ise tek tek projeler yerine Trakya’nın ekolojik bütünlüğünün korunması bulunuyor. Kıyıköy’de gündeme gelen nükleer enerji projesine yönelik açıklamalarında da su havzalarının ve Kuzey Ormanları’nın korunmasını öne çıkarmış, meselenin bir “yaşam mücadelesi” olduğunu ifade etmişti.

Aksun’un 11738 sayılı yeni acele kamulaştırma kararına ilişkin doğrudan yayımlanmış özel bir açıklamasına şu aşamada ulaşılmış değil. Bu nedenle kendisine söylemediği sözleri atfetmek doğru olmaz. Ancak daha önceki açıklamaları, Trakya’da petrol, kimyasal depolama, enerji yatırımları, su kaynakları ve tarım arazileri söz konusu olduğunda nasıl bir çevre perspektifi savunduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.

Yeni kararla birlikte tartışmanın merkezine yine aynı soru yerleşiyor:

Trakya’nın toprağı, suyu ve yaşam alanları yeni bir enerji ve sanayi baskısını daha kaldırabilecek mi?

Bu sorunun cevabını yalnızca yatırımcıların, bürokrasinin veya Ankara’nın vermesi yeterli değil.

Trakya halkı, çiftçiler, köylüler, bilim insanları, ziraat odaları, çevre örgütleri, barolar, belediyeler ve yaşam savunucuları da bu sürecin tarafı olmak zorunda.

Çünkü bugün alınacak kararların sonuçlarını yalnız bugünün yöneticileri değil, Trakya’da yaşayacak gelecek kuşaklar taşıyacak.

Ve Trakya’nın doğası bir kez kaybedildiğinde, onu bir Cumhurbaşkanı Kararıyla geri getirmek mümkün olmayacak.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Trakya Haber

Trakya Politik

Trakya Gazetesi