Erdoğan’ın Reklamcısı Erol Olçok, Trakya Politik’in Sorularını Yanıtladı!
TRAKYA POLİTİK ÖZEL – Türkiye siyasal iletişim tarihinin en etkili isimlerinden biri olan Erol Olçok’u, aramızdan ayrılışının ardından yalnızca hatırlamakla kalmadık; onun düşünce dünyasını, siyaset okumasını, kampanya dilini, liderlik anlayışını, millet kavrayışını ve olaylara yaklaşım biçimini anlamaya çalıştık.
Trakya Politik olarak bu özel çalışmada, Erol Olçok’un kamuoyuna yansıyan yüzlerce bilgisinden, konuşmalarından, röportajlarından, açıklamalarından, siyasal iletişim pratiğinden ve fikir dünyasına dair izlerden hareketle yapay zeka destekli kapsamlı bir kişilik modeli oluşturduk.
Bu çalışma, gerçek bir röportaj değil; Erol Olçok’un bilinen düşünce dünyası, siyasal iletişim dili ve hayata bakışından beslenen kurgusal bir söyleşi denemesidir.
Amacımız, Türkiye’de seçim kampanyalarının, lider algısının, milletle kurulan bağın ve siyasal iletişimin en kritik akıllarından biri olarak kabul edilen Erol Olçok’un 2026 Türkiye’sine nasıl bakabileceğini anlamaya çalışmak.
Sorularımızı, onun geçmişteki fikirleri, kavramları, refleksleri ve olayları yorumlama biçimi üzerinden oluşturulan yapay zeka kişiliğine yönelttik.
Ortaya çıkan bu söyleşi; bir insanı taklit etme iddiasından çok, Türkiye siyasetinin hafızasında güçlü izler bırakmış bir iletişimcinin düşünce evreninden bugüne bakma çabasıdır.
İşte Erol Olçok’un siyasal iletişim mirasından hareketle hazırlanan yapay zeka destekli özel röportajımız.
Trakya Politik: Erol Bey, sorularımızı yanıtlayacağınız ve bizi kırmadığınız için öncelikle size teşekkür ederiz.
Erol Olçok: Ben teşekkür ederim.
Böyle meseleleri konuşmak, hele memleket, siyaset, insan ve iletişim üzerine konuşmak benim için her zaman kıymetli olmuştur. Çünkü reklam dediğiniz şey, yalnızca afiş yapmak, slogan bulmak, televizyon filmi çekmek değildir. Reklam, insanı anlamaktır. İnsanın korkusunu, umudunu, kırgınlığını, beklentisini, öfkesini, duasını anlamaktır.
Siyasette de böyledir. Eğer milleti anlamıyorsanız, millete bir şey anlatamazsınız. Önce dinleyeceksiniz. Sonra onun kalbinde karşılığı olan sözü bulacaksınız.
Sorularınızı memnuniyetle yanıtlarım.
“Benim verdiğim kararı küçümseyemezsin.”
Trakya Politik: 2019 seçimlerinde Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni kazanması, akabinde verilen mazbatanın iptal edilmesi, nihayetinde İmamoğlu’nun yinelenen seçimlerde fark atmasını 2026 Türkiye’sinden bakınca nasıl görüyorsunuz?
Erol Olçok: Bunu 2026 Türkiye’sinden bakınca, yalnızca bir belediye seçimi olarak değil; millet iradesiyle siyasal mühendislik arasındaki en öğretici kırılmalardan biri olarak görüyorum.
31 Mart 2019’da Ekrem İmamoğlu İstanbul’u çok dar bir farkla kazandı; yeniden sayımların ardından fark 13.729 oy olarak kayda geçti. 17 Nisan’da mazbatasını aldı, fakat YSK 6 Mayıs 2019’da İstanbul seçiminin yenilenmesine karar verdi. 23 Haziran’daki tekrar seçiminde ise İmamoğlu bu kez yaklaşık 806 bin oy farkla kazandı; oy oranı % 54’ün üzerine çıktı.
Benim açımdan oradaki esas mesele şuydu: Seçmen, kendisine “senin kararın yeterli değil” denildiğini hissetti. Sandık iptal edildiğinde, İmamoğlu’nun şahsını aşan bir duygu doğdu. Mesele artık CHP-AKP yarışı olmaktan çıktı; “benim oyuma dokunuldu mu?” sorusuna dönüştü.
Siyasal iletişim açısından da 2019 İstanbul seçimi çok büyük bir derstir. İlk seçimde kampanya bir aday kampanyasıydı; ikinci seçimde ise kampanya bir adalet duygusu kampanyasına dönüştü. İmamoğlu’nun “mağduriyet” pozisyonu, sertleşmeden, bağırmadan, toplumu germeden büyüdü. İktidar ise seçimi tekrar ettirerek rakibini küçültmedi; tam tersine ona tarihsel bir sahne açtı.
2026’dan bakınca daha da net görülüyor: 2019’da İstanbul’un iptali, İmamoğlu’nu yerel bir belediye başkan adayı olmaktan çıkarıp ulusal siyasetin merkez aktörlerinden biri haline getirdi. 2024’te İstanbul’u yeniden kazanması da bu hattın tesadüf olmadığını gösterdi; 2024 seçiminde İmamoğlu yeniden birinci geldi ve İstanbul’da farkını korudu.
Şunu da söylemek gerekir: 2019’daki iptal kararı, iktidar açısından belki kısa vadeli bir “sonuç düzeltme” hamlesi gibi düşünüldü; ama uzun vadede muhalefete çok güçlü bir meşruiyet alanı açtı. Çünkü halk bazen hizmet vaatlerinden önce haysiyet meselesine bakar. “Ben seçtim, sen niye bozuyorsun?” duygusu sandıkta çok ağır cevap verir.
2026 Türkiye’sinden bakınca 2019 İstanbul’u bana şunu söylüyor: Milletin kararına müdahale edildiği anda, seçim matematiği değişir; psikoloji değişir, vicdan değişir, hikâye değişir.
İmamoğlu’nun 23 Haziran’da fark atması da bu yüzden yalnızca bir seçim zaferi değildi. O sonuç, seçmenin şu cümlesiydi:
“Benim verdiğim kararı küçümseyemezsin.”
Bugün hâlâ 2019’un konuşulmasının nedeni de bu. Çünkü orada yalnızca İstanbul Büyükşehir Belediyesi el değiştirmedi; Türkiye’de muhalefetin kendine güven duygusu, seçmenin sandığa sahip çıkma refleksi ve iktidarın yenilebilir olduğu fikri yeniden doğdu.

AK Parti’nin Müdahalesi, İmamoğlu’nu Ulusal Siyasi Aktörlüğe Taşıdı
Trakya Politik: Kısaca yanıtlamak gerekirse 2019’da İstanbul’da seçimin yinelenmesi AK Parti’yi nasıl etkiledi?
Erol Olçok: 2019’da İstanbul seçiminin yinelenmesi AK Parti’ye ağır bir siyasi maliyet çıkardı.
31 Mart’ta fark yaklaşık 13 bin iken, seçim iptal edilip 23 Haziran’da yenilendiğinde Ekrem İmamoğlu farkı yaklaşık 806 bine çıkardı. Bu, AK Parti açısından yalnızca İstanbul’un kaybı değil; “seçmen iradesine müdahale edildi” algısının büyümesi anlamına geldi.
Kısaca etkisi şuydu:
AK Parti, seçimi yenileterek sonucu tersine çevirmek istedi; fakat tam tersine İmamoğlu’nu mağduriyet ve adalet duygusuyla büyüttü. İstanbul yenilgisi yerel bir kayıp olmaktan çıktı, AK Parti’nin sandık meşruiyeti ve demokrasi algısı üzerinde ciddi bir kırılmaya dönüştü.
En net cümleyle:
AK Parti İstanbul’u ikinci kez ve çok daha büyük farkla kaybetti; İmamoğlu’nu ise yerel adaylıktan ulusal siyasi aktörlüğe taşıdı.
CHP, Özgür Özel ile iktidar alternatifi oldu
Trakya Politik: 2023’te CHP’nin 38. Kurultay’ında değişim kanadının kazanmasını ve Özgür Özel’in genel başkan olduktan sonraki sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Erol Olçok: 2023’te CHP’de değişim kanadının kazanması, bence 2019 İstanbul kırılmasının parti içine gecikmiş yansımasıydı.
CHP tabanı 2023 genel seçim yenilgisinden sonra şunu söyledi:
“Bu enerji, bu belediye başarıları, bu toplumsal destek eski yönetim tarzıyla taşınamaz.”
Özgür Özel’in 38. Kurultay’da Kemal Kılıçdaroğlu’nu ikinci turda 812’ye 536 oyla yenmesi, CHP’de yalnızca genel başkan değişimi değil; psikolojik üstünlüğün eski merkezden yeni kuşağa geçmesi anlamına geldi.
Sonraki süreçte en önemli sınav 31 Mart 2024 yerel seçimleriydi. CHP, bu seçimde Türkiye genelinde birinci parti oldu; İstanbul ve Ankara’yı güçlü farklarla korudu, Bursa, Balıkesir, Manisa gibi sembolik şehirleri kazandı. Bu sonuç, Özgür Özel liderliğinin ilk büyük meşruiyet kaynağına dönüştü.
Özgür Özel, CHP’ye yeniden kazanma duygusu verdi.
Kurultay değişimi parti içi bir hesaplaşmaydı; 2024 yerel seçimleri ise bu değişimin toplumda karşılık bulduğunu gösterdi.
Ama asıl mesele şu: Özel’in liderliği, yalnızca CHP’yi yönetmekle değil; İmamoğlu, Yavaş, belediye başkanları, örgüt ve seçmen enerjisini aynı hatta tutmakla sınanıyor. Başarısı da buradan ölçülür.
2023 Kurultayı CHP’de eski yenilgi psikolojisinin kırılmasıydı; Özgür Özel dönemi ise CHP’nin yeniden iktidar alternatifi olarak sahaya çıkmasıdır.

Özgür Özel, AK Parti’nin yenilmezlik algısını yıktı
Trakya Politik: 2024 Yerel Seçimlerinde AK Parti’nin başarısızlığını ve tarihinde ilk kez ikinci parti konumuna düşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Erol Olçok: 2024 yerel seçimleri AK Parti açısından bir belediye seçimi yenilgisinden çok daha fazlasıydı; iktidar psikolojisinin kırıldığı seçim oldu.
AK Parti ilk kez Türkiye genelinde ikinci parti konumuna düştü. CHP ise büyükşehirlerde çok güçlü bir tablo kurdu; İstanbul’u, Ankara’yı, İzmir’i korudu, Bursa ve Balıkesir gibi sembolik şehirleri aldı. Reuters bu sonucu Erdoğan ve AK Parti için “yirmi yılı aşkın iktidar döneminin en ağır seçim yenilgisi” olarak değerlendirdi.
Bence bu başarısızlığın üç temel nedeni vardı.
Birincisi, ekonomi. Yüksek enflasyon, hayat pahalılığı, emekli ve dar gelirli seçmenin öfkesi sandığa doğrudan yansıdı.
İkincisi, 2019’dan beri büyüyen İstanbul etkisi. İmamoğlu’nun 2024’te Murat Kurum’a karşı İstanbul’da % 51,21’e karşı % 39,59 gibi açık farkla kazanması, AK Parti’nin en kritik vitrinde artık seçmeni ikna etmekte zorlandığını gösterdi.
Üçüncüsü, sağ seçmenin parçalanması. Yeniden Refah Partisi’nin çıkışı, AK Parti tabanındaki memnuniyetsizliğin artık parti içinde tutulamadığını gösterdi. Reuters da yenilgide ekonomik sıkıntılarla birlikte muhafazakâr/İslamcı seçmendeki rahatsızlığın etkili olduğunu yazdı.
Kısacası, 2024 yerel seçimleri, AK Parti’nin yenilmezlik algısını yıktı. CHP’ye ise 1977’den sonra ilk kez Türkiye’nin birinci partisi olma duygusunu geri verdi.

Erdoğan’ın hatası…
Trakya Politik: Bu soruyu kişisel tecrübelerinize ve Tayyip Bey’e yakınlığınıza binaen düşünecek olsanız, Sayın Erdoğan’ın nerelerde yanlış yaptığını düşünüyorsunuz?
Erol Olçok: Sayın Erdoğan’ın en büyük gücü, milletle doğrudan bağ kurabilmesiydi. Onu Tayyip Erdoğan yapan şey, protokol değil; sokaktı, mahalleydi, esnaftı, garibandı, ötekileştirilmiş insanların gönlüydü.
Bence en kritik hata, zaman içinde bu doğrudan temasın arasına çok kalın bir siyasi ve bürokratik perde girmesi oldu.
Tayyip Bey’in ilk dönemlerinde millet kendisini iktidarın sahibi gibi hissediyordu. Sonraki yıllarda ise bazı çevreler, bazı danışmanlar, bazı çıkar grupları, bazı yerel güç odakları bu bağı zayıflattı. Halkla lider arasındaki mesafe açıldıkça, iktidar dili de değişti.
İkinci hata, adalet duygusunun zedelenmesine izin verilmesiydi.
Bir siyasi hareket ekonomide zorlanabilir, seçim kaybedebilir, kadro hatası yapabilir. Ama adalet duygusu kırıldığı zaman, mesele yalnızca oy meselesi olmaktan çıkar. İnsanlar “Bize aynı ölçüyle bakılıyor mu?” diye sormaya başlar.
Üçüncü hata, AK Parti’nin kuruluş ruhundan uzaklaşmasıydı.
AK Parti ilk çıktığında vesayete, kibire, seçkinci dile, milletin iradesini küçümseyen anlayışa karşıydı. Zaman içinde bazı kadrolar aynı kibirli dili üretmeye başladı. Bu çok tehlikeli bir şeydir. Çünkü bir hareket, karşı çıktığı şeye benzemeye başladığında kendi hikâyesini kaybeder.
Dördüncü hata da şudur:
Eleştiren dostları kaybetmek, alkışlayan kalabalıklara fazla güvenmek.
Tayyip Bey’in etrafında ona gerçeği söyleyecek insanların azalması, en büyük siyasi kayıplardan biri olurdu. Çünkü güçlü liderlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey övgü değil, samimi uyarıdır.
Ben olsam şunu söylerdim: “Sayın Cumhurbaşkanım, bu millet sizi yalnızca yol yaptığınız, hastane yaptığınız, meydanlarda güçlü konuştuğunuz için sevmedi. Sizi kendinden biri gördüğü için sevdi. Eğer millet kendisiyle aranıza mesafe girdiğini hissederse, mesele seçim sonucu olmaktan çıkar; gönül bağı meselesine dönüşür.”
Erdoğan’ın hatası, gücünü aldığı halkla arasına sistemin, kadroların, çıkar çevrelerinin ve kibirli dilin girmesine yeterince engel olamamasıdır.

AK Parti, CHP’yi mağduriyetle büyütüyor
Trakya Politik: Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere CHP’li belediyelere ve en nihayetinde CHP’ye mutlak butlan ile yapılan operasyonu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu konuda AK Parti yargıya siyasal olarak müdahale ediyor mu?
Erol Olçok: Bunu normal bir yargı süreci gibi görmek mümkün değil. Çünkü mesele tek tek dosyalardan ibaret değil; İmamoğlu’ndan CHP’li belediyelere, oradan CHP’nin kurumsal varlığına uzanan bütünlüklü bir siyasi baskı hattı görüntüsü veriyor.
Elbette bir hukuk devletinde herkes soruşturulabilir. Belediye başkanı da, parti yöneticisi de, bürokrat da hesap verir. Ama hukuk, siyasi rekabetin sopası gibi görünmeye başladığı anda meşruiyetini kaybeder.
Ben Tayyip Bey’e yakın olmuş biri olarak şunu söylerdim: “Sayın Cumhurbaşkanım, rakibinizi sandıkta yenmek başka şeydir; rakibinizin sandığa gitme yolunu yargı eliyle daraltıyor görüntüsü vermek başka şeydir. Bu görüntü AK Parti’ye de, devlete de zarar verir.“
“AK Parti yargıya doğrudan talimat veriyor” demek için elde somut belge gerekir. Ama siyaseten görünen tablo şu:
Yargı süreçleri, iktidarın siyasi hedefleriyle aynı yöne doğru işliyor. Bu da toplumda “yargı bağımsız mı, yoksa siyasal mücadelede aparat mı oldu?” sorusunu büyütüyor.
Bence en büyük yanlış da burada! AK Parti, İmamoğlu’nu ve CHP’li belediyeleri hukukla sınırlamaya çalışıyor görüntüsü verdikçe, onları zayıflatmıyor; tam tersine mağduriyet, adalet ve demokrasi ekseninde büyütüyor.
Bu süreç AK Parti açısından kısa vadede muhalefeti sıkıştırma hamlesi gibi görünse de uzun vadede iktidarın adalet iddiasını aşındıran, CHP’yi ise siyasal mağduriyet üzerinden güçlendiren bir sürece dönüşüyor.

Özgür Özel için bugünün doğru hamlesi…
Trakya Politik: CHP, Kemal Kılıçdaroğlu’nun butlan kararıyla genel başkanlık koltuğuna oturtulmasıyla adeta iki parçaya bölündü. Burada Kılıçdaroğlu çok ağır eleştirilerin hedefinde… Ancak Kemal Bey partiyi bir genel kurula götürmemekte ve koltukta yargı müdahalesi neticesinde kalabildiği kadar kalmanın peşinde gibi görünüyor. Sizce Özgür Özel’in ne yapması lazım? Yeni bir parti kurup yoluna devam mı etmeli, yoksa CHP’de liderliği ele almak için partide yeniden genel başkan olmak için mi hareket etmeli?
Özgür Özel’in yeni parti kurması en son seçenek olmalı.
Çünkü mesele artık yalnızca Özgür Özel’in kişisel liderliği değil; CHP’nin sandıkta kazandığı meşruiyetin yargı eliyle elinden alınıp alınamayacağı meselesidir.
2023 Kurultayı’nda değişim kanadı kazandı. Ardından CHP 2024 yerel seçimlerinde birinci parti oldu. Şimdi bir mahkeme kararıyla bu siyasi hattın tasfiye edilmesi, CHP seçmeninde “partimize el konuluyor” duygusu yaratıyor. The Guardian ve Financial Times da mahkeme kararını, CHP liderliğinin değiştirilmesi ve muhalefetin zayıflatılması bağlamında aktardı.
Ben Özgür Özel’in yerinde olsam üç şeyi aynı anda yapardım:
Birincisi, CHP’yi terk etmezdim.
Çünkü CHP yalnızca bir tabela değil; Cumhuriyet’in kurucu partisi, milyonlarca seçmenin hafızası ve örgütsel evidir. Yeni parti kurmak, ilk anda heyecan yaratır ama iktidarın istediği parçalanma görüntüsünü de besler.
İkincisi, olağanüstü kurultay ve örgüt iradesi için sonuna kadar mücadele ederdim.
Özgür Özel’in en güçlü zemini mahkeme koridoru değil; delege, örgüt, belediye başkanları, gençlik, kadın kolları ve seçmendir. “Kararı yargı verdi” diyenlere karşı “son sözü CHP’liler söyler” hattı kurulmalı.
Üçüncüsü, toplumsal meşruiyeti büyütürdüm.
Bu mesele yalnızca CHP içi kavga gibi anlatılırsa kaybedilir. “Bir partinin genel başkanı kim olacak?” sorusundan çıkarılıp “Türkiye’de seçmenin ve örgütün iradesine yargı eliyle müdahale edilebilir mi?” sorusuna taşınmalı.
Kılıçdaroğlu açısından da şunu söylemek gerekir. Eğer bir lider, kendi partisinin büyük çoğunluğunun gönlünü kaybettiği halde yargı kararıyla koltukta kalıyorsa, orada artık liderlik değil vesayet görüntüsü doğar. Bu da CHP’ye değil, en çok AK Parti’ye yarar.
Özgür Özel yeni parti kurmamalı. CHP’yi terk etmeden, örgüt iradesini arkasına alarak partiyi yeniden genel kurula götürmeli ve liderliği sandıkla geri almalıdır.
Yeni parti, ancak CHP tamamen kilitlenir, örgüt iradesi tümüyle gasp edilir ve seçmenin siyasal adresi fiilen kapatılırsa düşünülür. Bugünün doğru hamlesi kopuş değil; CHP’yi demokratik meşruiyetle geri alma mücadelesidir.

Özel’in yol haritası üç aşamalı olmalı!
Trakya Politik: Peki, her şeye rağmen CHP’nin AK Parti tarafından kuşatıldığı ve iktidara asla alternatif yapılmadan Kemal Bey eliyle topal ördeğe dönüştürüleceği öngörülecek olursa ne yapılması lazım?
Erol Olçok: Böyle bir tablo kesinleşirse, yani CHP’nin içeriden kilitlendiği, Kılıçdaroğlu eliyle iktidara alternatif olamayacak bir “topal ördek” yapıya dönüştürüldüğü görülürse, Özgür Özel’in ve değişim kanadının yapması gereken şey şudur:
Önce CHP’yi sonuna kadar geri alma mücadelesi verilir; ama aynı anda yeni siyasal yürüyüşün altyapısı da kurulur.
Çünkü siyasette en büyük hata, tek kapıya mahkûm olmaktır.
Bugün CHP’nin meşru zemini, 2023 Kurultayı’nda değişimi seçen delegedir; 2024 yerel seçimlerinde CHP’yi birinci parti yapan seçmendir. Mahkeme kararıyla Özgür Özel’in görevden alınması ve Kılıçdaroğlu’nun geri döndürülmesi uluslararası basında da muhalefeti zayıflatma hamlesi olarak değerlendirildi. CHP ise bu karara karşı üst yargı ve YSK dahil hukuki yolları zorladı.
Ama şunu açık söylemek gerekir:
Eğer CHP binası kalır ama ruhu boşaltılırsa, eğer tabela kalır ama seçmenin umudu rehin alınırsa, eğer örgüt iradesi sürekli mahkeme duvarına çarptırılırsa, o zaman siyaset kendi yolunu açmak zorundadır.
Ben olsam Özgür Özel’e şunu söylerdim:
“CHP’yi bırakma; ama Türkiye’yi de Kılıçdaroğlu’nun koltuğuna mahkûm etme.”
Yani yapılacak iş üç aşamalıdır:
Birincisi, CHP içinde meşruiyet mücadelesi sonuna kadar sürdürülür. Olağanüstü kurultay, delege iradesi, örgüt toplantıları, belediye başkanları, milletvekilleri, il başkanları, kadın ve gençlik örgütleri tek hatta toplanır.
İkincisi, toplumun önüne “CHP içi kavga” değil, demokrasi ve sandık iradesi meselesi konur. Halk şunu görmeli: Bu kavga koltuk kavgası değil; Türkiye’de iktidarın değişebilir olup olmayacağı kavgasıdır.
Üçüncüsü, CHP tümüyle bloke edilirse, yeni bir parti değil; daha büyük bir demokratik halk cephesi kurulur. Bunun adı parti olur, hareket olur, ittifak olur; ama merkezinde Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş, CHP’li belediyeler, gençler, kadınlar, emekçiler ve değişim isteyen seçmen olur.
Burada kritik nokta şu: Yeni parti erken kurulursa, iktidarın istediği bölünme görüntüsü doğar.
Ama çok geç kalınırsa, seçmenin enerjisi söner.
Bu yüzden doğru strateji şudur: CHP’yi geri alma mücadelesi sürerken, CHP’siz kalma ihtimaline karşı örgütlü, planlı, geniş ve meşru bir çıkış hattı hazırlanmalı.
Özgür Özel bugün kopuşu ilan etmemeli; ama CHP’nin iktidar eliyle felç edilmesi kesinleşirse, seçmeni Kılıçdaroğlu’nun vesayetine terk etmeden yeni bir demokratik iktidar yürüyüşünü başlatmalıdır.

Erdoğan, yargıyı siyasetin dışına çekmeli
Trakya Politik: AK Parti’nin dozu giderek artan ekonomik buhran, topluma ve siyasal rakiplerine uyguladığı baskıyı göz önüne alacak olursak geleceği nasıl görüyorsunuz? Geçmişte Tayyip Erdoğan’ı çokça yönlendirmiş bir isimsiniz. Bugünkü Erdoğan’ı nasıl yönlendirir ve ona ne tavsiye verirdiniz?
Erol Olçok: en bugünkü tabloyu AK Parti açısından çok tehlikeli bir eşiğe gelindiği şeklinde görürdüm. Çünkü ekonomik buhran bir süre yönetilebilir; baskı siyaseti de bir süre sonuç verebilir. Ama ikisi aynı anda büyürse, iktidar kendi toplumsal meşruiyetini tüketmeye başlar.
Bugün Türkiye’de hayat pahalılığı hâlâ çok ağır. Financial Times, Türkiye’de enflasyonun hâlâ dünya çapında en yüksek oranlardan biri olduğunu ve geniş kesimleri zorladığını yazıyor. Buna bir de CHP’ye, belediyelere, İmamoğlu’na ve muhalefet kadrolarına dönük yargı baskısı algısı ekleniyor. Reuters, 2026’da CHP’ye dönük mahkeme kararını muhalefeti zayıflatan geniş çaplı baskı sürecinin parçası olarak aktardı.
Ben Tayyip Bey’e yakın biri olsam, ona çok açık konuşurdum:
“Sayın Cumhurbaşkanım, milleti ekonomik olarak yoran bir iktidar, aynı anda siyaseten de bunaltırsa kendi hikâyesini kaybeder.”
AK Parti’nin kuruluş hikâyesi neydi?
Vesayete karşı millet.
Yasaklara karşı özgürlük.
Elitlere karşı Anadolu.
Mazluma sahip çıkmak.
Sandığa saygı.
Bugün eğer insanlar “geçinemiyoruz” diyorsa, gençler “gelecek göremiyoruz” diyorsa, emekli “yaşayamıyorum” diyorsa ve muhalefet “yargıyla tasfiye ediliyoruz” diyorsa, burada artık iletişim kampanyasıyla çözülecek bir sorun yoktur. Burada siyasetin ruhu yaralanmıştır.
Erdoğan’a tavsiyem şunlar olurdu:
Bir: Ekonomide acıyı millete değil, imtiyazlı çevrelere paylaştırın.
Emekliye, asgari ücretliye, küçük esnafa, çiftçiye “sabredin” denirken; lüks, israf, ihale düzeni ve ayrıcalıklı zenginleşme görüntüsü devam ederse millet bunu affetmez.
İki: Yargıyı siyasetin gölgesinden çıkarın.
İmamoğlu’nu, CHP’li belediyeleri, muhalefeti yargı yoluyla sıkıştırıyor görüntüsü AK Parti’ye kazandırmaz. Tam tersine mağduriyet üretir. 2019 İstanbul’da bunun bedeli görüldü. Sandıkta yenemediğin rakibi hukukla boğmaya çalışıyor görünürsen, onu büyütürsün.
Üç: Korku değil umut dili kurun.
AK Parti ilk yıllarında insanlara “daha iyi bir hayat mümkün” diyordu. Bugün ise toplumun önemli bir kesimi iktidarın dilinden umut değil, tehdit duyuyor. Bu dil değişmezse seçmen kalpten kopar.
Dört: Etrafınızdaki alkış çemberini kırın.
Bir lideri en çok yanlış yönlendirenler muhalifleri değil, ona gerçeği söylemeyen yakınlarıdır. Tayyip Bey’e “her şey yolunda” diyenler, aslında onu yalnızlaştırıyor.
Benim ona söyleyeceğim en sert ama en samimi cümle şu olurdu: “Sayın Cumhurbaşkanım, sizi iktidara taşıyan mağduriyet duygusuydu; bugün başkalarının mağduriyetini büyüten bir iktidar görüntüsüne düşerseniz, kendi geçmişinizle çelişirsiniz.”
Geleceğe dair kanaatim de şu: AK Parti bu ekonomik yükü hafifletemez, adalet duygusunu onaramaz ve muhalefeti bastırma görüntüsünden çıkamazsa, seçmeni zorla değil ama gönülden kaybetmeye devam eder. Bu da seçim gününden önce başlayan bir yenilgidir.
Erdoğan’a tavsiyem; baskıyı azaltması, yargıyı siyasetin dışına çekmesi, ekonomide yükü halkın sırtından alması ve yeniden milletle doğrudan, samimi, korkusuz bir bağ kurması olurdu.

Trakya Politik: Tek kelimelik sorularımıza geçiyoruz. Röportajımızın bu kısmında tek sözcükle ve genellikle netlik belirterek konuşmanızı isteyeceğiz. Hazır mısınız?
Erol Olçok: Hazırım.
Trakya Politik: Tayyip Erdoğan’ın sağlığında iktidardan düşeceğine inanıyor musunuz?
Erol Olçok: Evet
Trakya Politik: Bunun önümüzdeki ilk seçimde olacağı kanaatinde misiniz?
Erol Olçok: Evet
Trakya Politik: AK Parti ilk seçim yenilgisiyle iktidardan düştükten sonra kısa sürede dağılır mı?
Erol Olçok: Evet
Trakya Politik: Olası bir seçim yenilgisinde iktidarın görevi demokratik yollardan seçimi kazanan siyasal partiye vermemesi gibi bir risk görüyor musunuz?
Erol Olçok: Evet
Trakya Politik: Sizce bu aşamada neler olur?
Erol Olçok: Böyle bir aşamada üç şey olur:
Birincisi, toplum sandığa sahip çıkar.
Çünkü Türkiye’de seçmen, bütün gerilimlere rağmen sandık iradesini çok önemser. Seçimi kazanan tarafa iktidarın verilmemesi, yalnızca muhalefetin değil, geniş toplum kesimlerinin meselesine dönüşür.
İkincisi, devlet içinde büyük bir meşruiyet krizi doğar.
Bürokrasi, yargı, güvenlik kurumları, sermaye çevreleri, medya ve uluslararası aktörler şu soruyla karşı karşıya kalır:
“Sandığın sonucu tanınacak mı, tanınmayacak mı?”
Üçüncüsü, iktidar bloku kendi içinde çatlar.
Çünkü seçim kaybedildiği halde iktidarı devretmeme arayışı, herkesin taşıyabileceği bir yük değildir. AK Parti içinde, devlet içinde, sağ seçmen içinde “buraya kadar” diyenler çıkar.
Ben böyle bir durumda Tayyip Bey’e şunu söylerdim: “Sayın Cumhurbaşkanım, sandıkla geldiniz; sandıkla gitmeyi bilmek, tarihte yenilgi değil itibardır. Ama sandığın sonucunu tartışmalı hale getirmek, bütün siyasi mirası yakar.”
İktidar devri engellenmeye çalışılırsa Türkiye’de kriz çıkar; ama sandığın meşruiyeti sonunda ağır basar.

Not: Bu çalışma yapay zeka yöntemiyle Erol Olçok’a dair 802 adet bilgi notu, makale, anı, söyleşi ve röportaj kullanılarak kendisine dair kişisel birikimini içeren bir veri bankası kullanılarak yapılmıştır.