Dolar 47,3459
Euro 53,8755
Altın 6.214,94
BİST 13.774,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 29°C
Parçalı Bulutlu
Tekirdağ
29°C
Parçalı Bulutlu
Sal 30°C
Çar 30°C
Per 29°C
Cum 29°C

Safaalan Ormanını Madene Açan ÇED Kararı İptal Edildi

27 Temmuz 2026 12:23
154

Tekirdağ 2. İdare Mahkemesi, Saray’ın Safaalan Mahallesi’nde ormanlık alana kurulması planlanan gnays ocağı ve kırma-eleme tesisi için verilen “ÇED Olumlu” kararını oybirliğiyle iptal etti. Bilirkişi heyetindeki yedi uzmanlık alanından altısının projeye olumsuz görüş vermesi, bölgedeki su kaynakları, orman ekosistemi ve diğer madenlerle birlikte oluşacak toplam çevresel yük kararın temelini oluşturdu.

Tekirdağ’ın Saray ilçesine bağlı Safaalan Mahallesi’nde yaklaşık 40 hektarlık ormanlık alanı kapsayan maden projesine karşı yürütülen hukuk mücadelesinde çevre ve yaşam alanları lehine önemli bir karar çıktı.

Tekirdağ 2. İdare Mahkemesi, Emçelik Beton Yapı İnşaat Madencilik Limited Şirketi tarafından yapılması planlanan “RN.90398 Ruhsat Numaralı Gnays Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi” için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının verdiği 23 Eylül 2024 tarihli “ÇED Olumlu” kararını iptal etti.

9 Temmuz 2026 tarihinde oybirliğiyle alınan kararda, projenin yalnızca maden sahasıyla sınırlı sonuçlarının değil, bölgedeki ormanlar, yeraltı suları, içme suyu kaynakları, tarımsal faaliyetler ve yaban hayatı üzerindeki bütüncül etkilerinin de değerlendirilmesi gerektiği ortaya konuldu.

Yedi uzmanlık alanından altısı projeyi uygun bulmadı

Davanın ilk aşamasında mahkeme, 19 Haziran 2025 tarihinde iptal talebini reddetti. Ancak kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay 4. Dairesi, 7 Ekim 2025 tarihinde ret kararını bozdu.

Danıştay; bölgede faaliyet gösteren diğer maden ocaklarının, rüzgâr enerji santrallerinin, yeraltı su kaynaklarının ve ormanlık alanların birlikte değerlendirilmesini istedi. Yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak 8 Ocak 2026 tarihinde bölgede keşif yapıldı.

Çevre mühendisliği, orman mühendisliği, ziraat mühendisliği, jeoloji-hidrojeoloji, ornitoloji, harita mühendisliği ve maden mühendisliği alanlarından uzmanların yer aldığı yedi kişilik bilirkişi heyetinde yalnızca maden mühendisliği disiplini projeyi uygun buldu. Diğer altı uzmanlık alanı ise projenin çevresel açıdan uygun olmadığı yönünde görüş bildirdi.

Yedi maden ocağı ve rüzgâr türbinleri birlikte değerlendirilmedi

Mahkeme kararında öne çıkan eksikliklerden biri, projenin “kümülatif etkisinin” incelenmemesi oldu.

Proje sahasının merkez alındığı sekiz kilometre çapındaki bölgede yedi açık maden ocağı ile ondan fazla rüzgâr türbini bulunduğu belirlendi. Buna rağmen ÇED raporunda tüm bu tesislerin ormanlar, su kaynakları, hava kalitesi ve doğal yaşam üzerinde yaratacağı ortak baskının değerlendirilmediği tespit edildi.

Başka bir ifadeyle proje, çevresindeki diğer sanayi ve enerji yatırımlarından bağımsız, tek başına faaliyet gösterecekmiş gibi ele alındı. Mahkeme ise bir bölgede bulunan yatırımların toplam çevresel yükünün hesaplanması gerektiğine dikkat çekti.

Yoncalı Barajı’nın koruma alanında

Maden sahasının Tekirdağ’ın gelecekteki içme ve kullanma suyu kaynaklarından biri olarak planlanan Yoncalı Barajı’nın uzun mesafeli koruma alanında kaldığı belirlendi.

Bilirkişi incelemesinde, bölgedeki yeraltı suyu seviyesinin ve suyun hangi yöne doğru hareket ettiğinin gözlem kuyularından elde edilen bilimsel ölçümlerle belirlenmediği ortaya çıktı. ÇED raporundaki değerlendirmelerin ölçüm yerine varsayımlara dayandırıldığı kaydedildi.

Ocakta yapılması planlanan patlatmaların, kazı faaliyetlerinin ve kırma-eleme işlemlerinin yeraltı su sistemleri üzerindeki etkilerinin yeterince araştırılmadığı sonucuna varıldı.

Kaç ağacın kesileceği bile açıklanmadı

Proje alanının tapuda orman niteliğinde olduğu ve 39,75 hektarlık ÇED sahasının büyük bölümünün yüksek kapalılığa sahip ormanlardan oluştuğu belirtildi.

ÇED raporunda kaç ağacın kesileceğine ilişkin net bir bilgi bulunmadığı gibi, madencilik faaliyetleri tamamlandıktan sonra sahanın nasıl yeniden ormanlaştırılacağını gösteren ayrıntılı bir rehabilitasyon projesinin de hazırlanmadığı tespit edildi.

Bilirkişi değerlendirmesine göre bölgede orman ekosisteminin yeniden oluşabilmesi için maden işletme süresine ek olarak en az 50 yıllık bir doğal yenilenme dönemine ihtiyaç duyulacak. Bu durum, “faaliyet sonrasında alan eski hâline getirilecek” yaklaşımının kısa sürede gerçekleştirilemeyeceğini ortaya koydu.

Arıcılık ve doğal mantar üretimi görmezden gelindi

Safaalan ve çevresindeki ormanlar yalnızca ağaç varlığından oluşmuyor. Bölge halkının geçim kaynakları arasında arıcılık ve doğal mantar toplayıcılığı da bulunuyor.

Ancak ÇED raporunda patlatma, yoğun toz, kamyon trafiği ve habitat kaybının arılar ile doğal meşe mantarı üretimi üzerindeki etkilerini inceleyen somut bir çalışmaya yer verilmedi.

Mahkeme sürecinde, bir projenin çevresel etkilerinin değerlendirilirken bölgede yaşayan insanların doğaya bağlı ekonomik faaliyetlerinin de korunması gerektiği vurgulandı.

“Mutlak korunacak alan” içerisinde

Maden sahasının üst ölçekli çevre düzeni planlarında “Orman Varlığı – Mutlak Korunacak Alanlar” içerisinde kaldığı belirtildi.

Saray Belediyesi de proje hakkındaki kurum görüşünde maden ocağını uygun bulmadı. Buna rağmen Bakanlık tarafından verilen ÇED Olumlu kararında, plan kararlarıyla maden faaliyeti arasındaki çelişkinin yeterince giderilmediği sonucuna ulaşıldı.

Mahkemeden iklim krizine dikkat çeken karar

Kararın çevre hukuku açısından en dikkat çekici bölümü ise yalnızca klasik ÇED mevzuatına değil, iklim krizine ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemelere de dayanması oldu.

Mahkeme; Anayasa’nın sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını düzenleyen 56. maddesi ile ormanların korunmasını güvence altına alan 169. maddesinin yanında Paris Anlaşması’na ve 7552 sayılı İklim Kanunu’na atıfta bulundu.

Kararda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin iklim değişikliği ve devletlerin çevresel sorumluluklarıyla ilgili kararları da dikkate alındı. İklim ve orman varlığının korunmasının, ekonomik menfaatlerle çevresel değerler karşılaştırılırken tali bir konu olarak görülemeyeceği vurgulandı.

Safaalan kararı yalnızca bir köyü ilgilendirmiyor

Safaalan’daki karar, Trakya’nın farklı bölgelerinde ormanların, tarım alanlarının ve su havzalarının çevresinde planlanan maden projeleri açısından da önem taşıyor.

Mahkemenin verdiği mesaj açık: Bir maden projesi yalnızca ruhsat sahasının sınırları içinde değerlendirilemez. Bölgedeki diğer ocakların yarattığı toz, trafik, patlatma, su tüketimi ve habitat kaybı da hesaba katılmak zorunda.

Özellikle su stresiyle karşı karşıya bulunan Trakya’da içme suyu havzaları ile yüksek kapalılığa sahip ormanların korunması, yalnızca yerel bir çevre sorunu değil; bölgenin geleceğini doğrudan ilgilendiren bir yaşam meselesi olarak öne çıkıyor.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Trakya Haber

Trakya Politik

Trakya Gazetesi