YENİ PARTİ NEDEN KURULUYOR?
Özgür Özel’in yeni bir siyasi parti kurulmasına ilişkin hazırlık yaptığını açıklamasının ardından, beklenildiği gibi aynı itirazlar yükselmeye başladı:
“CHP bölünür.”
“Yeni parti kurmak CHP’yi terk etmektir.”
“Parti içinde mücadele etmek gerekir.”
İlk bakışta duygusal karşılığı bulunan bu sözler, Türkiye’nin içinde bulunduğu olağanüstü siyasi koşulları dikkate almıyor. Çünkü bugün tartışılan mesele, Özgür Özel’in kişisel geleceği ya da yeni bir genel başkanlık koltuğu değildir.
Asıl mesele şudur:
Seçmenin değiştirdiği bir yönetim, mahkeme kararıyla ortadan kaldırılmıştır. CHP üyelerinin ve kurultay delegelerinin iradesi yok sayılmıştır. Şimdi ise Türkiye’nin birinci partisinin ilk genel seçime katılmasının dahi engellenebileceği son derece ciddi bir tehlike ortaya çıkmıştır.
Bu koşullar altında yeni parti hazırlığı bölücülük değil, siyasi sorumluluktur.
YENİ PARTİ CHP’YE KARŞI DEĞİL, CHP’NİN SEÇİME SOKULMAMASI İHTİMALİNE KARŞI KURULUYOR
Özgür Özel’in ortaya koyduğu temel tez oldukça açıktır:
Yeni parti, CHP ile rekabet etmek amacıyla değil, CHP’nin seçime katılmasının engellenmesi ihtimaline karşı bir B planı olarak hazırlanmaktadır.
Özel, 26 Temmuz’a kadar geçerli bir kurultay yapılamaması durumunda iktidarın CHP’yi seçime sokmayabileceğini belirterek, yeni parti hazırlığını bu ihtimale karşı alınmış bir tedbir olarak tanımladı. Ayrıca yargı müdahalelerinin CHP içerisinde siyasi faaliyeti imkânsızlaştırması hâlinde sıfırdan bir parti kurulacağını, önceliklerinin ise CHP’yi yeniden demokratik iradeye kavuşturmak olduğunu söyledi.
Buradaki kritik ayrım gözden kaçırılmamalıdır.
Özgür Özel, “CHP’yi bırakıp gidiyorum” demiyor.
“CHP’nin seçime sokulmaması ihtimaline karşı milletin iradesini sahipsiz bırakamam” diyor.
Bu, kişisel bir siyasi macera değildir. Devletin bütün gücünü kullanarak muhalefeti işlevsizleştirmeye çalışan bir düzene karşı geliştirilen meşru bir savunma stratejisidir.
CHP’NİN SEÇİME KATILAMAMA RİSKİ HAYAL ÜRÜNÜ DEĞİLDİR
298 sayılı Kanun’a göre seçimlere katılma yeterliliği kazanan bir siyasi parti, kanunda ve kendi tüzüğünde belirtilen süreler içinde gerekli ilçe, il ve büyük kongrelerini üst üste iki defa yapmazsa seçime katılma yeterliliğini kaybedebilir.
Özgür Özel’i genel başkan yapan 2023 Kurultayı ile sonrasındaki kurultayların geçersiz sayılması, CHP’nin geçerli son kurultayının hangi tarih olduğu tartışmasını ortaya çıkardı.
Bu noktada bazı hukukçular ve siyasetçiler, CHP’nin geçerli kabul edilen son büyük kongresinin 26 Temmuz 2020 tarihinde yapıldığını, 26 Temmuz 2026 tarihine kadar yeni ve geçerli bir kurultay yapılmaması durumunda partinin seçim yeterliliğinin tartışmaya açılabileceğini savunuyor.
Elbette CHP’nin kesin olarak seçimlere alınmayacağını bugünden söylemek mümkün değildir.
Ancak Türkiye’de son yıllarda yaşananlar dikkate alındığında, böyle bir ihtimali yok saymak da siyasi saflık olur.
Daha birkaç ay öncesine kadar “CHP’nin kurultayını mahkeme iptal edemez”, “Seçimle gelen genel başkan yargı kararıyla görevden alınamaz”, “Eski yönetim yıllar sonra geri getirilemez” deniliyordu.
Hepsi yapıldı.
Şimdi aynı çevreler “CHP’yi seçime sokmamaya cesaret edemezler” diyor.
Neden edemesinler?
Kurultay iradesini tanımayanların, sandık iradesine saygı göstereceğinin garantisi nedir?
KILIÇDAROĞLU NEDEN KURULTAYA GİTSİN?
Sorunun bir başka boyutu Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin tutumudur.
Kurultay yapıldığı anda parti örgütünün ve delegelerin büyük çoğunluğunun yeniden Özgür Özel’i destekleyeceği biliniyor. Kılıçdaroğlu yönetimi açısından özgür ve rekabetçi bir kurultaya gitmek, yönetimi yeniden kaybetme ihtimalini kabul etmek anlamına geliyor.
Bu nedenle “Kılıçdaroğlu nasıl olsa kurultayı yapar ve sonuçlarına uyar” beklentisi gerçekçi değildir.
Kılıçdaroğlu yönetimi kurultayı sürekli erteleyebilir, delegelerin imzalarını tartışmaya açabilir, imza veren il ve ilçe başkanlarını görevden alabilir, delegeleri disipline sevk edebilir ve her yeni kurultay girişimini başka bir dava konusu hâline getirebilir.
Nitekim Özgür Özel’e yakın Parti Meclisi üyelerinin olağanüstü kurultayı zorunlu hâle getirmek amacıyla istifa etmesine rağmen henüz tartışmasız bir kurultay takvimi ortaya konulamadı. Özel’e yakın isimlere yönelik ihraç süreçleri de siyasi tasfiyenin başladığını gösteriyor.
Böyle bir yönetimin temel amacı kurultayı kazanmak değil, kurultayı yaptırmamak olabilir.
Çünkü kendisini ayakta tutabilecek tek şey artık delege iradesi değil; mahkeme kararları, genel merkez yetkileri ve kurultaysızlıktır.
ÖZGÜR ÖZEL YENİDEN SEÇİLSE BİLE SORUN BİTMEYEBİLİR
Varsayalım ki bütün engeller aşıldı ve olağanüstü kurultay toplandı.
Varsayalım ki Özgür Özel delegelerin ezici çoğunluğunun oyuyla yeniden genel başkan seçildi.
Sorun gerçekten bitecek mi?
Mevcut hukuk düzeninde bunun hiçbir garantisi bulunmuyor.
Yeni kurultayın çağrı usulü, delege listeleri, il kongreleri, imzalar veya kurultay divanı gerekçe gösterilerek yeni davalar açılabilir. Özgür Özel’in yeniden seçildiği kurultay da geçersiz sayılabilir.
Çünkü bugün yaşanan mesele bir kurultaydaki usulsüzlük iddiasını aşmıştır.
Sorun, seçmen desteğini artıran, CHP’yi yıllar sonra Türkiye’nin birinci partisi yapan ve iktidar değişikliği ihtimalini güçlendiren siyasi kadronun etkisizleştirilmek istenmesidir.
Özgür Özel’in yönetiminde CHP, 2024 yerel seçimlerinde ülke genelinde birinci parti konumuna yükseldi. Bu başarının ardından parti yönetiminin mahkeme kararıyla değiştirilmesi, geniş kesimler tarafından muhalefeti zayıflatmaya yönelik siyasi bir müdahale olarak değerlendiriliyor.
Dolayısıyla Özgür Özel yeniden genel başkan seçildiğinde, iktidarın “Halkın ve delegelerin kararına saygı gösterelim” diyeceğini düşünmek için hiçbir neden bulunmuyor.
Tam tersine, Özgür Özel yeniden seçilirse iktidar açısından tehdit daha da büyüyecektir.
Çünkü bu sonuç, hem yargı müdahalesinin toplumda karşılık bulmadığını hem de CHP örgütünün teslim alınamadığını gösterecektir.
MESELE PARTİ TABELASI DEĞİL, ADAY LİSTELERİDİR
CHP seçime sokulsa bile başka bir tehlike daha vardır.
Seçime hangi CHP girecektir?
Milletvekili adaylarını kim belirleyecektir?
Cumhurbaşkanı adayını kim destekleyecektir?
Belediye başkanları ve parti örgütleri hangi siyasi çizgiye bağlanacaktır?
CHP’nin resmî yönetimi Kılıçdaroğlu’nun elinde kaldığı sürece, milletvekili aday listelerini de bu yönetim belirleyecektir.
Özgür Özel’i destekleyen milletvekilleri tasfiye edilebilir. Ekrem İmamoğlu’nun adaylığını savunan isimler liste dışı bırakılabilir. Parti örgütlerinde karşılığı bulunmayan ancak mevcut yönetime sadık kişiler güvenli sıralardan aday gösterilebilir.
Böylece CHP seçim pusulasında yer alır ama seçmenin 2023 Kurultayı’nda ve 2024 yerel seçimlerinde desteklediği kadrolar seçime giremez.
Bu nedenle tartışma, CHP ambleminin pusulada bulunup bulunmamasından ibaret değildir.
Asıl mesele, o amblemin arkasında kimin iradesinin bulunacağıdır.
Kurultay delegelerinin mi?
Milyonlarca seçmenin mi?
Yoksa mahkeme kararıyla koltuğa getirilen ve kurultaya gitmeyen bir yönetimin mi?
CUMHURBAŞKANI ADAYLIĞI DA REHİN ALINABİLİR
Kılıçdaroğlu yönetiminin CHP üzerindeki kontrolü devam ederse Cumhurbaşkanı adaylığı meselesi de doğrudan etkilenir.
CHP yönetimi, Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu’nu desteklemeyebilir. Başka bir aday çıkarabilir. Muhalefeti yeniden adaylık tartışmalarına sürükleyebilir. Kararı seçim gününe kadar geciktirebilir.
2023 seçimlerinde yaşanan ağır yenilginin ardından seçmen açıkça değişim talep etti. CHP üyeleri de bu talebi kurultayda hayata geçirdi.
Şimdi aynı kadronun yargı kararıyla yeniden parti yönetimine getirilmesi, 2023’te sandıkta kaybedilen siyasetin CHP’ye zorla geri döndürülmesidir.
Bu yapı Cumhurbaşkanlığı seçiminde de aynı yöntemleri, aynı kadroları ve aynı sonuçsuz stratejiyi yeniden dayatabilir.
Yeni bir parti, bu nedenle yalnızca milletvekili seçimlerine katılmak için değil; muhalefetin Cumhurbaşkanlığı iradesini korumak için de gerekli hâle gelebilir.
ERKEN SEÇİM İHTİMALİNE KARŞI HAZIRLIK ŞARTTIR
Yeni parti hazırlığının gecikmeden yapılmasının bir başka nedeni baskın seçim ihtimalidir.
İktidar açısından en uygun seçim zamanı, muhalefetin en dağınık ve hazırlıksız olduğu zamandır.
CHP’nin mahkemelerle uğraştığı, kurultayın yapılamadığı, milletvekillerinin disipline sevk edildiği, belediye başkanlarının hangi siyasi merkezle hareket edeceğinin bilinmediği ve yeni partinin henüz örgütlenemediği bir dönemde erken seçim kararı alınabilir.
Seçim ilan edildikten sonra parti kurmak ise yeterli olmayabilir.
Bir siyasi partinin seçime katılabilmesi için gerekli teşkilatlanmayı tamamlaması, kongrelerini yapması ve YSK tarafından seçime girme yeterliliğine sahip olduğunun belirlenmesi gerekir.
Dolayısıyla yeni parti hazırlığı bugünden yapılmazsa, seçim kararı alındığında çok geç olabilir.
Siyasette tedbir, tehlike gerçekleştikten sonra alınmaz.
Özgür Özel’in yaptığı tam olarak budur:
Kapıyı terk etmiyor; başka bir kapının tamamen kapatılmasına izin vermiyor.
“CHP BÖLÜNÜR” İTİRAZI GERÇEĞİ TERSİNDEN OKUYOR
Yeni partiye karşı çıkanların en güçlü argümanı CHP’nin bölüneceği iddiasıdır.
Oysa CHP’yi bölen Özgür Özel değildir.
CHP, seçilmiş genel başkanın mahkeme kararıyla görevden alınmasıyla bölünmüştür.
CHP, kurultay delegelerinin iradesinin yok sayılmasıyla bölünmüştür.
CHP, 2024 yerel seçimlerinde birinci parti olan yönetimin devrilmesiyle bölünmüştür.
CHP, üyelerinin büyük çoğunluğu bir tarafta, genel merkez binası ve resmî yetkiler başka tarafta bırakılarak bölünmüştür.
Özgür Özel’in yeni parti hazırlığı bu bölünmenin nedeni değil, sonucudur.
Üstelik yeni parti kurulması CHP seçmeninin mutlaka ikiye bölüneceği anlamına da gelmez. Siyasi partilerin gerçek sahipleri genel merkez binaları veya mahkeme kararları değil, seçmenlerdir.
Seçmen hangi kadronun değişimi, demokrasiyi ve iktidar umudunu temsil ettiğini görür.
Bir tarafta 2024 yerel seçimlerinde CHP’yi birinci parti yapan, miting meydanlarını dolduran ve değişim talebini taşıyan bir siyasi hareket vardır.
Diğer tarafta 2023 seçim yenilgisinden sonra kurultayda kaybeden, fakat yıllar sonra mahkeme kararıyla yönetime dönen bir yapı vardır.
Bu iki siyasi çizgi sandıkta karşı karşıya geldiğinde seçmenin hangisini tercih edeceği sanıldığı kadar belirsiz değildir.
CHP’NİN TARİHİ BİR BİNAYA VE MÜHRE İNDİRGENEMEZ
“CHP 100 yıllık partidir, terk edilemez” deniliyor.
Doğrudur. CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisidir.
Ancak CHP’nin tarihsel değeri, genel merkez binasından, parti mühründen veya banka hesaplarından kaynaklanmaz.
CHP’nin tarihi; millet egemenliği, laiklik, Cumhuriyet, sosyal adalet, bağımsızlık ve halkçılık mücadelesidir.
Bu değerleri hangi siyasi kadro taşıyorsa CHP’nin gerçek mirası da oradadır.
Kurultay yapmayan, delege iradesinden kaçan ve mahkeme kararıyla koltukta duran bir yönetim, elinde CHP mührünü bulundurabilir. Ancak bu durum ona CHP’nin tarihsel meşruiyetini otomatik olarak kazandırmaz.
Parti tabelası kalabilir, fakat içindeki siyaset tamamen değişebilir.
Tarihte birçok siyasi hareket, kendi kurumsal yapısı etkisizleştirildiğinde yeni örgütlenmelerle yoluna devam etti.
Önemli olan tabelanın değil, siyasetin sürekliliğidir.
YENİ PARTİ KURMAK TESLİM OLMAK DEĞİL, TAM TERSİNE TESLİM OLMAMAK İÇİN YEPYENİ BİR MEVZİ AÇMAKTIR
Özgür Özel’in önünde iki yol bulunuyor.
Birinci yol, yıllarca sürebilecek mahkeme ve kurultay tartışmalarının içinde beklemek; örgütlerin görevden alınmasını, milletvekillerinin ihraç edilmesini, belediye başkanlarının baskı altına alınmasını ve ilk seçim fırsatının kaçırılmasını izlemektir.
İkinci yol ise CHP’yi geri alma mücadelesini sürdürürken, milletin iradesini sandığa taşıyabilecek alternatif siyasi yapıyı da hazır hâle getirmektir.
Sorumlu siyaset ikinci yolu gerektirir.
Çünkü Türkiye’nin demokratik muhalefeti, bütün geleceğini Kılıçdaroğlu yönetiminin insafına, mahkemelerin takvimine veya YSK’nin vereceği son dakika kararına bırakamaz.
Yeni parti kurulması, CHP’den vazgeçmek anlamına gelmez.
Tam tersine, CHP’nin temsil ettiği Cumhuriyetçi ve halkçı iradenin etkisizleştirilmesine izin vermemek anlamına gelir.
YENİ PARTİ SADECE BİR B PLANI DEĞİL, AYNI ZAMANDA DEMOKRASİNİN DE SİGORTASIDIR
Bugün Özgür Özel’e “Neden yeni parti kuruyorsun?” diye soranlar, asıl soruyu yanlış kişiye yöneltiyor.
Sorulması gereken şudur:
Neden kurultay yapılmıyor?
Neden delegelerin iradesine başvurulmuyor?
Neden seçimle gelen yönetim mahkeme kararıyla değiştiriliyor?
Neden 2024 yerel seçimlerinde birinci parti olan siyasi kadro tasfiye ediliyor?
Neden CHP’nin seçime katılıp katılamayacağı tartışılır hâle getiriliyor?
Bu sorulara demokratik bir cevap verilemiyorsa, yeni parti kurmak suç değil; görevdir.
Özgür Özel’in yeni parti tezi, bir koltuk arayışına değil, son derece açık bir siyasi gerçeğe dayanıyor:
CHP’nin kapıları milletin iradesine kapatılırsa, millet kendi kapısını açar.
CHP seçime sokulmazsa halk seçeneksiz bırakılamaz.
Kurultay yaptırılmazsa değişim iradesi ortadan kaldırılamaz.
Parti yönetimi mahkeme kararlarıyla rehin alınırsa Türkiye’nin birinci parti seçmeni sahipsiz bırakılamaz.
Bu nedenle kurulacak yeni parti, CHP’ye karşı kurulmuş bir parti olmayacaktır.
Yargı kararlarıyla durdurulmaya çalışılan değişimin, sandığa ulaşmasını sağlayacak siyasi araç olacaktır.
Bir parti tabelası kaybedilebilir.
Bir genel merkez binası işgal edilebilir.
Bir yönetim mahkeme kararıyla değiştirilebilir.
Ama milyonlarca insanın değişim iradesi yok edilemez.
Yeni parti, bu iradenin teslim olmayacağının ilanıdır.
