BUTLANCI KEMAL’DEN BEŞ KORUMALI “HALKLA BULUŞMA”
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’nın Polatlı ilçesinde mevsimlik tarım işçilerinin çocuklarıyla verdiği fotoğraf, sıradan bir halk buluşmasının çok ötesinde siyasal anlamlar taşıyor. Bir tarafta çocukların doğal merakı ve ilgisi, diğer tarafta aynı kareye sıkışan çok sayıda koruma… Fotoğrafın merkezinde halka yakınlık görüntüsü oluşturulmaya çalışılırken, çevresindeki güvenlik çemberi tam tersini söylüyor: Butlancı siyaset, insan içine çıkmak istiyor ama halktan korunmadan insan içine çıkamıyor.
Ortaya çıkan bu çelişki, yalnızca güvenlik tedbirleriyle açıklanabilecek bir görüntü değil. Bu, siyasal meşruiyetini örgütten ve seçmenden değil; mahkeme kararlarından, parti içi tasfiye hesaplarından ve kapalı kapılar ardındaki pazarlıklardan almaya çalışan bir anlayışın ruh hâlidir.
HALKLA TEMAS DEĞİL, HALKIN İÇİNDE KORİDOR AÇMAK
Bir siyasetçinin korunması olağandır. Ancak siyasal fotoğraflarda güvenlik önleminin görüntünün önüne geçmesi, verilmek istenen mesajı bütünüyle değiştirebilir. Polatlı’daki karede de çocuklarla kurulan temasın doğallığından çok, kalabalığın içine yerleştirilen güvenlik duvarı dikkat çekiyor.
Çocukların arasına girilmiş gibi görünülüyor ancak siyasetçi ile halk arasındaki mesafe ortadan kalkmıyor. Mesafe yalnızca biçim değiştiriyor. Demir bariyer görünmüyor fakat insanlardan oluşturulan bir bariyer fotoğrafın neredeyse her köşesinde hissediliyor.
Bu nedenle görüntü, halka karışan bir siyasetçiden çok, halkın arasından kontrollü biçimde geçirilen bir siyasetçiyi anlatıyor.
Butlancıların temel sorunu da tam olarak burada başlıyor. Onlar toplumla gerçek, kendiliğinden ve denetimsiz bir ilişki kuramıyor. Çünkü girdikleri her ortamda karşılarına aynı soruların çıkacağını biliyorlar:
Partinin seçilmiş yönetimi neden hedef alındı?
Üyelerin ve delegelerin iradesi neden yok sayıldı?
Siyasi mücadele neden sandıkta değil, mahkeme koridorlarında yürütüldü?
Cumhuriyet Halk Partisi’nin enerjisi neden iktidarla mücadele etmek yerine parti içi iktidarı ele geçirme girişimlerine harcandı?
Bu sorulara verilecek ikna edici bir cevap bulunmadığı için halkla temas, ancak önceden seçilmiş alanlarda, sınırları belirlenmiş kalabalıkların içinde ve yoğun güvenlik tedbirleri altında kurulabiliyor.
MEŞRUİYET KRİZİNİN FOTOĞRAFI
Siyasette güvenlik ihtiyacından daha ağır bir sorun vardır: Meşruiyet ihtiyacı.
Halkın desteğine, üyelerin iradesine ve örgütün rızasına güvenen bir siyasi hareket, kalabalıktan yalnızca fiziki anlamda çekinmez. Eleştiriyle karşılaşmaktan da korkmaz. İnsanların arasına girer, soruları dinler, itirazlarla yüzleşir ve siyasi tezini açıkça savunur.
Butlancı anlayış ise tartışmayı örgüt zemininde kazanmaya çalışmıyor. Parti üyelerinin önüne sandık koymak yerine, sonucu yargı süreçleri üzerinden değiştirmeyi hedefliyor. Bu nedenle en büyük korkusu yalnızca protesto edilmek değil; kendi siyasi ağırlığının gerçek bir halk buluşmasında ölçülmesidir.
Çünkü kalabalıklar, televizyon stüdyolarına benzemez.
Sosyal medya ekiplerinin hazırladığı videolar gibi kurgulanamaz.
Sorular önceden seçilemez.
Tepkiler montajla çıkarılamaz.
Alkış ile sessizlik arasındaki fark gizlenemez.
İşte butlancıların insan içine çıkamamasının temel nedeni budur. Halkın içinde karşılaşacakları şey yalnızca eleştiri değildir. Asıl tehlike, toplumdaki karşılıklarının ne kadar zayıfladığının açık biçimde görülmesidir.
BEŞ KORUMA, BİR SİYASAL YALNIZLIK
Fotoğraftaki korumaların sayısı üzerinden basit bir güvenlik tartışması yürütmek eksik kalır. Asıl dikkat çekici olan, korumaların görüntünün siyasal anlamını ele geçirmesidir.
Çocuklarla kurulan sıcaklık gösterilmek istenirken, karede hâkim olan duygu tedirginliktir. Samimiyet üretilmek istenirken, kontrol hissi öne çıkıyor. Halkın arasında olunduğu anlatılmak istenirken, siyasetçiyle halk arasına görünmez bir sınır çiziliyor.
Bu durum, butlancıların CHP içindeki pozisyonunun da küçük bir özeti gibidir.
Partinin içinde olduklarını söylüyorlar fakat örgütten kopuklar.
CHP’yi temsil ettiklerini iddia ediyorlar fakat üyelerin iradesinden kaçıyorlar.
Halkçılıktan söz ediyorlar fakat halkın karşısına doğrudan çıkamıyorlar.
Demokrasiyi savunduklarını ileri sürüyorlar fakat siyasi sonuçları hukukî manevralarla değiştirmeye çalışıyorlar.
Beş koruma tarafından çevrelenen bir halkla ilişkiler fotoğrafı, bu nedenle yalnızca güvenliğin değil, siyasal yalnızlığın da fotoğrafıdır.
ÇOCUKLARIN DOĞALLIĞI, SİYASETİN YAPAYLIĞI
Fotoğrafın en çarpıcı yanı, çocukların davranışlarıyla yetişkinlerin oluşturduğu siyasi düzen arasındaki karşıtlıktır. Çocuklar doğal, meraklı ve kendiliğinden davranıyor. Kameraya göre pozisyon almıyor, siyasi hesap yapmıyor, kimin hangi parti içi hizbe ait olduğunu düşünmüyor.
Fakat bu doğallığın ortasında son derece hesaplı bir siyasal görüntü üretimi bulunuyor.
Mevsimlik tarım işçilerinin çocukları, yıllardır Türkiye’nin en ağır sosyal sorunlarından birinin parçasıdır. Eğitimden barınmaya, sağlıktan güvenli ulaşıma kadar pek çok temel hakka erişimde ciddi güçlükler yaşıyorlar. Bu çocukların hayat koşulları, bir fotoğraf karesinden çok daha büyük ve yapısal bir meseledir.
Dolayısıyla siyasetçinin çocuklarla görüntü vermesinden önce şu soruların yanıtlanması gerekir: Bu çocukların sorunları için hangi somut politika geliştirildi? Mevsimlik tarım işçilerinin barınma, eğitim ve sosyal güvenlik sorunları için nasıl bir program ortaya konuldu? Bu ziyaret, sürdürülebilir bir siyasi çalışmanın parçası mı, yoksa yalnızca kamuoyuna verilecek sıcak bir fotoğraf mı?
Bu sorular cevapsız kaldığında çocukların doğallığı, siyasal iletişimin dekoruna dönüştürülmüş olur.
BUTLANCILAR NEDEN MEYDANLARDAN KAÇIYOR?
Butlancı siyaset kapalı salonları, televizyon ekranlarını, kontrollü toplantıları ve dar çevre buluşmalarını seviyor. Çünkü meydan, siyasetin en acımasız ölçüm yeridir.
Meydanda kaç kişinin geldiği görülür.
İnsanların ne kadar heyecan duyduğu anlaşılır.
Sloganlar kendiliğinden yükselir ya da yükselmez.
Lider ile kitle arasındaki bağ çıplak gözle ölçülür.
Örgütlerin taşıma gücü ortaya çıkar.
Bugün butlancıların geniş halk kitleleriyle buluşmakta zorlanmasının nedeni, anlatacak yeni bir hikâyelerinin bulunmamasıdır. Türkiye’ye ne önerdikleri belirsizdir. Ekonomi, adalet, demokrasi, dış politika, sosyal devlet veya yerel yönetimler konusunda topluma umut verecek bir siyasal program ortaya koyamıyorlar.
Bütün siyasi varlıklarını Cumhuriyet Halk Partisi’nin iç yönetimini değiştirmeye bağlamış durumdalar. Topluma sundukları gelecek tasavvuru değil, parti içindeki makam talebidir. Bu nedenle halkın karşısına çıktıklarında anlatabilecekleri bir Türkiye hikâyesi yerine, bitmeyen bir kurultay ve koltuk hikâyesi bulunuyor.
Kitleleri heyecanlandırmayan da budur.
KORUMALAR BEDENİ, YARGI SÜREÇLERİ SİYASİ POZİSYONU KORUYOR
Polatlı’daki fotoğrafın sembolik anlamı daha da genişletilebilir. Karede korumalar siyasetçinin bedenini çevreliyor. Parti içindeki butlan girişimleri ise aynı siyasi anlayışın konumunu korumaya çalışıyor.
Bir tarafta fiziki güvenlik çemberi, diğer tarafta hukukî ve bürokratik güvenlik çemberi vardır.
Her ikisinin ortak noktası, halkın ve örgütün doğrudan iradesine güvenmemesidir.
Gerçek siyasi liderlik, kendisini sürekli koruma katmanlarının arkasında tutarak kurulamaz. Ne güvenlik görevlileri toplumsal desteğin yerini alabilir ne de mahkeme kararları parti üyelerinin rızasını üretebilir.
Bir parti yönetimi yargı eliyle değiştirilebilir; fakat o yönetime sevgi kazandırılamaz.
Bir makam geçici olarak ele geçirilebilir; fakat meydanlar doldurulamaz.
Bir genel merkez binasına girilebilir; fakat örgütün gönlüne girilemez.
Bir fotoğraf karesi oluşturulabilir; fakat kaybolan toplumsal güven tek kareyle geri getirilemez.
KORKUNUN KAYNAĞI HALK DEĞİL, HALKIN VERECEĞİ HÜKÜMDÜR
Butlancıların korktuğu şey çocuklar, işçiler, gençler veya parti üyeleri değildir. Onların asıl korkusu, bu kesimlerin vereceği siyasi hükümdür.
Çünkü seçmen, kendisini ikna edemeyen bir siyasetçiyi koruma çemberleri içinde de görse tanır. Parti üyeleri, iradelerini yok sayanları resmî unvanları ne olursa olsun meşru kabul etmez. Örgütler, yıllarca emek verdikleri partinin kişisel hesaplar uğruna felç edilmesini unutmaz.
Bu nedenle Polatlı’daki kareye yalnızca “beş korumalı fotoğraf” olarak bakmamak gerekir. Bu görüntü, halkla arasındaki bağı kaybeden bir siyasi anlayışın, halkın içinde bulunurken bile kendisini güvende hissedememesini anlatıyor.
Manşetteki ifadeyle, hiçbir korkuya benzemez bu korku.
Bu, fiziki bir saldırı korkusu olmaktan çok, siyasal gerçekle yüzleşme korkusudur.
Kalabalığa girip yalnız kaldığını görme korkusudur.
Partinin tabelasına sahip olup tabanına sahip olamama korkusudur.
Makamı ele geçirip meşruiyeti ele geçirememe korkusudur.
Ve en önemlisi, korumaların açtığı koridordan geçerek halkın yanına ulaşılabileceğini; fakat halkın gönlüne aynı yöntemle girilemeyeceğini fark etme korkusudur.
