Dolar 48,6751
Euro 55,9069
Altın 6.702,22
BİST 13.122,58
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 24°C
Çok Bulutlu
Tekirdağ
24°C
Çok Bulutlu
Per 25°C
Cum 25°C
Cts 25°C
Paz 26°C

TRAKYA’DA TALAN PROJESİNE KARŞI HUKUK VE YAŞAM SAVUNUCULARI HAREKETE GEÇİYOR

16 Eylül 2026 12:44
312

Trakya Politik’in gündeme taşıdığı petrol ve doğal gaz projesiyle ilgili tartışma büyüyor. Tekirdağ Barosu, acele kamulaştırmanın mülkiyet hakkına ağır bir müdahale olduğunu açıkladı. Hukuka aykırılık belirlenmesi halinde yargı yollarına başvurulacağı bildirildi. Resmî kayıtlar ise Tekirdağ’da yeni doğal gaz kuyuları için hazırlıkların kamulaştırma kararından önce başladığını gösteriyor. Kuzey Ormanları Savunması Trakya Sözcüsü Özgür Aksun da Trakya Politik’e yaptığı özel açıklamada, “Hukukun, bilimin ve toplumsal dayanışmanın bütün imkânlarını kullanacağız. Gidecek başka bir yerimiz, kaybedecek başka bir Trakya’mız yok” dedi.

TRAKYA POLİTİK ÖZEL – Trakya’nın büyük bölümüne yayılan petrol ve doğal gaz ruhsat sahalarında Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına geniş kamulaştırma yetkisi verilmesinin ardından başlayan tartışma yeni bir aşamaya geçti. Tekirdağ Barosu, projenin yalnızca enerji yatırımı veya taşınmaz meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek süreci hukuki incelemeye aldı.

Baro, gerekli izinlerin, imar işlemlerinin, çevre mevzuatının ve Çevresel Etki Değerlendirmesi süreçlerinin yakından izleneceğini açıkladı. İncelemelerde hukuka aykırılık belirlenmesi halinde bütün hukuki ve yargısal başvuru yollarının kullanılacağı bildirildi.

Trakya Politik, 10 Eylül 2026 tarihinde yayımladığı “Trakya’nın Toprağı ve Suyu Petrol Uğruna Riske Atılamaz” başlıklı araştırma haberinde, projenin yalnızca sondaj kuyularından ibaret olmadığını ortaya koymuştu. Haberde yollar, boru hatları, enerji nakil hatları, üretim kampları ve depolama tesisleriyle birlikte projenin Trakya’nın suyu, tarım toprakları ve doğal yaşamı üzerindeki toplam etkisinin açıklanması istenmişti.

Tekirdağ Barosunun açıklaması, Trakya Politik’in yönelttiği “Kümülatif çevresel etki raporu nerede?” sorusunu artık hukuki tartışmanın da merkezine taşıdı.

BARODAN AÇIK UYARI: ACELE KAMULAŞTIRMA İSTİSNAİ BİR YÖNTEMDİR

Tekirdağ Barosu, “Trakya’nın geleceği aceleye gelmez” başlığıyla yayımladığı açıklamada, 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 11738 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’nı değerlendirdi.

Baro, acele kamulaştırmanın olağan bir idari işlem olmadığını, mülkiyet hakkına yönelik ağır bir müdahale niteliği taşıdığını vurguladı. Olağan kamulaştırma sürecinden ayrılmayı gerektiren şartların somut, zorunlu ve hukuken denetlenebilir olması gerektiği belirtildi.

Bu değerlendirme, kararın en tartışmalı noktasını da ortaya çıkardı:

Trakya gibi milyonlarca insanın yaşamını, tarımsal üretimi ve su kaynaklarını ilgilendiren bir projede aceleliği doğuran somut ve olağanüstü durum nedir?

Kamuoyuna açıklanan karar metninde bu soruya ayrıntılı bir yanıt verilmedi. Hangi tesislerin öncelikli olduğu, hangi parsellerin kamulaştırılacağı, işlemlerin hangi takvim doğrultusunda yürütüleceği ve neden olağan kamulaştırma yöntemi yerine acele kamulaştırmanın seçildiği henüz bilinmiyor.

“TRAKYA BİR BÜTÜNDÜR”

Tekirdağ Barosu, kararın yalnızca arazi sahiplerini ilgilendiren bir mülkiyet meselesi olarak görülemeyeceğini belirtti. Trakya’nın toprağı, suyu, tarım alanları, ormanları, meraları, sulak alanları ve yerleşimleriyle bir bütün olduğu vurgulandı.

Baronun açıklamasında, sondaj alanları ile yolların, boru hatlarının, enerji nakil hatlarının ve depolama tesislerinin yaratacağı etkilerin birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğine dikkat çekildi.

Bir sondaj kuyusunun etkisi yalnızca kuyunun açıldığı birkaç dönümlük alanla sınırlı kalmıyor. Kuyuya ulaşacak yol, enerji hattı, boru hattı, üretim tesisi, araç trafiği ve atık yönetimi de çevresel etkinin parçalarını oluşturuyor.

Bir proje dosyasında yalnızca kuyunun, başka bir dosyada boru hattının, bir diğerinde enerji hattının değerlendirilmesi Trakya üzerindeki toplam baskıyı görünmez hale getirebilir. Bu nedenle projenin kuyu kuyu değil, bütün Trakya üzerindeki kümülatif etkisiyle incelenmesi gerekiyor.

KAMU YARARI YALNIZCA ENERJİ ÜRETİMİ DEĞİLDİR

Tekirdağ Barosu, Anayasa’nın 56’ncı maddesinde güvence altına alınan sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının ekonomik faaliyetler karşısında ikinci plana atılamayacağını bildirdi.

Baroya göre kamu yararı yalnızca yatırım miktarı, çıkarılacak doğal gaz veya ekonomik kazanç üzerinden ölçülemez. Tarım topraklarının korunması, su kaynaklarının güvenliği, yurttaşların mülkiyet hakkı ve gelecek kuşakların yaşayacağı çevre de kamu yararının ayrılmaz parçalarıdır.

Trakya açısından bu değerlendirme büyük önem taşıyor. Bölge, Türkiye’nin en önemli buğday ve ayçiçeği üretim merkezleri arasında bulunuyor. Aynı topraklar uzun yıllardır sanayi, enerji, madencilik, plansız yapılaşma ve yeraltı suyu kullanımının baskısı altında kalıyor.

Bir tarafta ekonomik ömrü sınırlı petrol ve doğal gaz kaynakları, diğer tarafta doğru korunduğunda yüzlerce yıl üretim yapabilecek tarım toprağı bulunuyor.

Enerji güvenliği ile gıda ve su güvenliği birbirinin rakibi haline getirilemez.

KARAR YALNIZCA SONDAJ KUYULARINI KAPSAMIYOR

4 Eylül 2026 tarihinde kabul edilen ve 5 Eylül 2026 tarihinde yürürlüğe giren 11738 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, TPAO’nun “Trakya Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim Projesi” kapsamında ihtiyaç duyacağı bazı taşınmazların acele kamulaştırılmasını öngörüyor.

Karar kapsamında şu tesisler bulunuyor:

  • Sondaj lokasyon alanları
  • Kuyulara ulaşım yolları
  • Petrol ve doğal gaz boru hatları
  • Enerji nakil hatları
  • Üretim kampları
  • İdari kampüs alanları
  • Depolama tesisleri

Taşınmazların doğrudan mülkiyetinin alınmasına veya bu taşınmazlarda geçici ve daimi irtifak hakkı kurulmasına izin veriliyor. İşlemlerin TPAO tarafından, Kamulaştırma Kanunu’nun 27’nci maddesine dayanılarak yürütülmesi öngörülüyor.

Bu kapsam, kararın yalnızca birkaç yeni kuyu açılmasıyla ilgili olmadığını gösteriyor. Boru hattı, üretim kampı ve depolama tesisi gibi yapılar, arama aşamasından üretim ve taşıma aşamasına uzanan geniş bir altyapı hazırlığı anlamına geliyor.

BÜTÜN RUHSAT ALANLARI KAMULAŞTIRILMIŞ DEĞİL

Kamuoyunda kararın “Trakya’nın dörtte üçünün kamulaştırılması” anlamına geldiği yönünde paylaşımlar yapılıyor. Ancak kararın hukuki kapsamıyla ruhsat haritasının büyüklüğünü birbirinden ayırmak gerekiyor.

Karar, haritada görülen bütün alanların doğrudan kamulaştırıldığı anlamına gelmiyor. TPAO’ya, bu ruhsat sahalarının içinde proje için ihtiyaç duyacağı parselleri kamulaştırma yetkisi veriliyor.

Bununla birlikte bu ayrım, kararın taşıdığı çevresel ve toplumsal önemi azaltmıyor. Çünkü harita son derece geniş bir ruhsat ağını gösterirken hangi parsellerin, köylerin ve tarım alanlarının projeden etkileneceği açıklanmıyor.

Karar ekinde ilçe, mahalle, köy, ada ve parsel bazında ayrıntılı bir liste bulunmuyor. Kamuoyuna yalnızca 1 bölü 900 bin ölçekli genel bir harita sunuluyor. Bu nedenle bir arazi sahibinin yalnızca haritaya bakarak taşınmazının kamulaştırılıp kamulaştırılmayacağını anlaması mümkün değil.

RUHSAT AĞI TRAKYA’NIN BÜYÜK BÖLÜMÜNE YAYILIYOR

Kararın ekindeki harita ve enerji sektörü kayıtları incelendiğinde ruhsat sahalarının Tekirdağ, Kırklareli ve Çanakkale başta olmak üzere geniş bir alana yayıldığı görülüyor. Bazı ruhsat alanları Edirne ve İstanbul sınırlarına, bazıları ise Marmara Denizi kıyıları ile Gelibolu çevresine kadar uzanıyor.

Ancak bu geniş coğrafyada hangi noktaların sondaj alanı, hangilerinin boru hattı güzergâhı, hangilerinin üretim kampı veya depolama tesisi olarak kullanılacağı açıklanmadı.

Trakya halkının önüne geniş bir ruhsat haritası koymak, halkı bilgilendirmek anlamına gelmiyor. İnsanların yaşadıkları köyde ne yapılacağını, arazilerinden boru hattı geçip geçmeyeceğini ve su kaynaklarının nasıl etkileneceğini bilme hakkı bulunuyor.

KAMULAŞTIRMA KARARINDAN ÖNCE KUYU HAREKETLİLİĞİ BAŞLADI

Trakya Politik’in incelediği resmî ÇED kayıtları, Tekirdağ’da petrol ve doğal gaz faaliyetleri bakımından önemli bir hareketlilik yaşandığını gösteriyor. 11738 sayılı geniş kapsamlı karar alınmadan önce Saray ve Ergene ilçelerinde yeni doğal gaz kuyuları için ayrı ayrı başvurular yapıldı.

Bu dosyalar, yeni kararın tek bir sondaj kuyusuna ilişkin münferit bir arazi işlemi olarak değerlendirilemeyeceğine işaret ediyor.

SARAY’DA BOZOBA-1 KUYUSUNA ONAY

TPAO’nun Saray ilçesine bağlı Büyükyoncalı bölgesinde planladığı Bozoba-1 Doğal Gaz Arama ve Çıkarma Faaliyeti için çevresel değerlendirme süreci olumlu sonuçlandı.

AR/TPO/K/F19-B2 numaralı ruhsat alanında bulunan projeye ilişkin karar, Tekirdağ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından 5 Mart 2026 tarihinde duyuruldu.

Bu gelişme, Saray’ın yalnızca genel ruhsat haritasında gösterilen bir bölge olmadığını, bölgede somut bir kuyu projesinin resmî süreçlerden geçtiğini ortaya koyuyor.

ERGENE’DE YUKARISEVİNDİK-1

Ergene ilçesi Vakıflar Mahallesi’nde planlanan Yukarısevindik-1 Doğal Gaz Arama ve Çıkarma Faaliyeti için de olumlu karar verildi. Karar 22 Aralık 2025 tarihinde kamuoyuna duyuruldu.

Ergene Havzası’nın yeraltı suyu miktarı ve su kalitesi açısından uzun süredir ciddi baskı altında olduğu biliniyor. Bu nedenle bölgedeki yeni sondaj ve çıkarma faaliyetlerinin su kullanımı, atık yönetimi ve olası sızıntı riskleri açısından özel olarak incelenmesi gerekiyor.

KARATEPE ERGENE-1 DOSYASI NEDEN SONLANDIRILDI?

TPAO tarafından Ergene’de yaklaşık 14 bin 920 metrekarelik alanda planlanan Karatepe Ergene-1 Doğal Gaz Arama ve Çıkarma Faaliyeti için de ÇED süreci başlatıldı. Ancak proje hakkındaki süreç daha sonra mevzuat hükümleri kapsamında sonlandırıldı.

Sürecin sonlandırılması, projenin kesin olarak iptal edildiği anlamına gelmeyebilir. Dosyanın geri çekilmesi, proje alanının veya teknik özelliklerin değiştirilmesi ve daha sonra yeni bir başvuru yapılması ihtimalleri bulunuyor.

Bu nedenle kamuoyuna şu açıklamaların yapılması gerekiyor:

Karatepe Ergene-1 projesinden vazgeçildi mi? Projenin yeri veya kapasitesi mi değiştirilecek? Aynı bölge için yeni bir ÇED dosyası hazırlanacak mı?

ACELE KAMULAŞTIRMA SÜRECİ MAYIS AYINDA DA UYGULANDI

Trakya’daki kamulaştırma faaliyetleri yalnızca 11738 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile başlamadı.

Mayıs 2026’da yayımlanan kararlarla TPAO’nun petrol işlemleri için ihtiyaç duyduğu Tekirdağ’ın Ergene, İstanbul’un Silivri ve Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçelerindeki bazı parsellerin kamulaştırılmasına karar verildi.

Resmî kararlarda, arazi sahiplerinin rayiç bedelin üzerinde bedel talep etmesi nedeniyle taşınmazların anlaşma yoluyla satın alınamadığı belirtildi. Söz konusu parseller hakkında daha önce acele el koyma kararlarının bulunduğu da kayıtlara geçti.

Bu bilgiler, bölgede daha önce parsel bazında yürütülen kamulaştırma sürecinin şimdi bütün Trakya’yı kapsayan geniş bir proje başlığı altında hızlandırılmak istendiği değerlendirmesini güçlendiriyor.

TPAO’NUN TRAKYA’DA HİDROLİK ÇATLATMA UYGULADIĞI KENDİ RAPORUNDA

Yeni projelerle ilgili en önemli tartışmalardan biri, kuyularda hidrolik çatlatma uygulanıp uygulanmayacağı.

TPAO’nun kendi 2020 Yıllık Raporu, bu yöntemin geçmişte Trakya’da kullanıldığını açıkça gösteriyor. Raporda Çeşmekolu-2/S Kuyusu’nda dört kademeli, B. Çeltik-2/S Kuyusu’nda ise tek kademeli hidrolik çatlatma işlemi gerçekleştirildiği belirtiliyor.

Bu nedenle Trakya’da hidrolik çatlatmanın daha önce uygulanıp uygulanmadığı bir iddia veya tahmin değil, TPAO’nun kendi faaliyet raporunda bulunan resmî bir bilgi.

Ancak 11738 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, yeni proje kapsamındaki kuyularda hidrolik çatlatma yapılacağını söylemiyor. Mevcut belgeler üzerinden bütün Trakya’da bu yöntemin uygulanacağını ileri sürmek doğru olmaz.

Asıl mesele, yeni kuyuların herhangi birinde hidrolik çatlatma uygulanıp uygulanmayacağının açıklanmamasıdır.

Eğer bu yöntem kullanılacaksa hangi kuyularda kaç aşamalı işlem yapılacağı, ne kadar su tüketileceği, kullanılacak kimyasalların neler olduğu ve yeraltından geri dönen sıvıların nasıl bertaraf edileceği halka açıklanmalıdır.

EN BÜYÜK KIRMIZI ÇİZGİ SU

Trakya’nın su kaynakları uzun yıllardır sanayi, tarım, nüfus artışı ve iklim değişikliğinin baskısı altında bulunuyor. Ergene Havzası’nda bazı bölgelerde yeraltı su seviyelerindeki düşüş, kamu kurumlarının hazırladığı plan ve raporlara da yansıdı.

Petrol ve doğal gaz faaliyetlerinde sondaj, kuyu tamamlama, temizlik ve üretim aşamalarında su kullanılabiliyor. Hidrolik çatlatma uygulanması halinde ihtiyaç duyulan su miktarı daha da artabiliyor.

Buna rağmen yeni projenin toplam su ihtiyacı açıklanmadı.

Suyun yeraltından mı, yüzey kaynaklarından mı, şebekeden mi yoksa tankerlerle başka bölgelerden mi sağlanacağı bilinmiyor. Trakya’nın mevcut su bilançosunun bu tüketimi kaldırıp kaldıramayacağına ilişkin bölgesel bir değerlendirme de kamuoyuna sunulmadı.

Trakya’da su alarm verirken, yeni kuyuların ne kadar su tüketeceği açıklanmadan çevresel güvenlikten söz edilemez.

ÜRETİM SUYU VE SONDAJ ATIKLARI NEREYE GİDECEK?

Petrol ve doğal gaz üretimi sırasında yüzeye yalnızca petrol veya doğal gaz çıkmıyor. Rezervuarın özelliklerine bağlı olarak yüksek tuzluluk içerebilen formasyon suları, sondaj çamurları ve çeşitli kimyasal bileşikler de ortaya çıkabiliyor.

Bu atıkların miktarı, kimyasal içeriği, geçici olarak nerede depolanacağı, hangi araçlarla taşınacağı ve hangi tesiste bertaraf edileceği çevre güvenliği açısından hayati önem taşıyor.

Boru hatlarında, kuyu başlarında ve depolama tesislerinde yaşanabilecek sızıntılar toprağı ve yeraltı sularını etkileyebilir. Bu risk özellikle tarım alanlarında ve su toplama havzalarında çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.

Ancak proje kapsamında ortaya çıkacak üretim suyunun ve sondaj atıklarının toplam miktarı ile nihai bertaraf noktaları henüz açıklanmadı.

TRAKYA NEDEN YENİDEN ÖNEM KAZANDI?

Trakya, Türkiye’nin petrol ve doğal gaz aramacılığı bakımından yeni bir bölge değil. TPAO, Trakya Havzası’ndaki çalışmalarına 1960 yılında Uluman-1 kuyusuyla başladı. Ekonomik değere sahip ilk doğal gaz keşifleri 1970 yılında Hamitabat ve Kumrular sahalarında gerçekleştirildi.

Karadeniz’deki Sakarya Gaz Sahası üretime alınmadan önce Trakya, Türkiye’nin yerli doğal gaz üretiminin ana merkezi konumundaydı. 2022 yılında TPAO’nun doğal gaz üretiminin % 99’u Trakya’dan karşılandı. Sakarya Gaz Sahası’nın üretime başladığı 2023 yılında bile TPAO’nun doğal gaz üretiminin % 47,2’si Trakya Bölgesi’nden geldi.

Hamitabat, Adatepe, Karaçalı, Karatepe, Değirmenköy ve Silivri gibi bölgelerde geçmişten gelen üretim ve taşıma altyapısı bulunuyor. Yeni keşiflerin mevcut boru hatlarına ve tesislere yakın olması, gazın sisteme bağlanma maliyetini düşürüyor.

Bu tablo enerji açısından Trakya’nın önemini ortaya koyuyor. Ancak bölgenin enerji potansiyeli, tarım topraklarının ve su kaynaklarının korunması yükümlülüğünü ortadan kaldırmıyor.

ARAZİ SAHİPLERİ NASIL HABERDAR OLACAK?

Karar ekinde ada ve parsel listesi bulunmadığı için arazi sahipleri büyük bir belirsizlik yaşıyor. Bir taşınmazın ruhsat sahasında bulunması, o taşınmazın kesin olarak kamulaştırılacağı anlamına gelmiyor. Kamulaştırma, parselin kuyu alanı, yol, boru hattı, enerji hattı veya tesis için gerekli görülmesi halinde gündeme geliyor.

Arazi sahiplerinin tapu kayıtlarındaki şerh ve beyan bölümlerini düzenli olarak kontrol etmesi gerekiyor. Kamulaştırma işlemine konu olacak parseller için ilgili tapu müdürlüğünde işlem yapılabiliyor. Ayrıca acele el koyma veya kıymet takdiri sürecinde taşınmaz sahibine Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından tebligat gönderiliyor.

Ancak böylesine geniş bir projede vatandaşın bireysel olarak tapu kaydı takip etmek zorunda bırakılması yeterli bir bilgilendirme yöntemi değil.

TPAO’nun il, ilçe, köy, mahalle, ada ve parsel düzeyinde hangi alanlarda çalışma planladığını kamuoyuna açıklaması gerekiyor.

BARO YARGI YOLUNU İŞARET ETTİ

Tekirdağ Barosu, Cumhurbaşkanı Kararı ile bu karar kapsamında yürütülecek bütün işlemleri yakından takip edeceğini bildirdi.

Gerekli izinlerin, imar uygulamalarının, ÇED süreçlerinin ve diğer idari işlemlerin hukuka uygunluğu incelenecek. Hukuka aykırılık tespit edilmesi halinde yargısal ve hukuki başvuru yolları kullanılacak.

Bu açıklama, projeye ilişkin tartışmanın artık yalnızca çevresel ve siyasi değil, aynı zamanda hukuki bir boyut kazandığını gösteriyor.

Önümüzdeki süreçte her kuyu, yol, boru hattı, enerji hattı, üretim kampı ve depolama tesisi için alınacak kararların ayrı ayrı incelenmesi bekleniyor. Tarım alanları, meralar, ormanlar, su havzaları ve yerleşim alanlarıyla ilgili işlemler de hukuki denetimin konusu olabilecek.

ÖZGÜR AKSUN’DAN TRAKYA POLİTİK’E ÖZEL AÇIKLAMA

“GİDECEK BAŞKA BİR YERİMİZ, KAYBEDECEK BAŞKA BİR TRAKYA’MIZ YOK”

Kuzey Ormanları Savunması Trakya Sözcüsü ve çevre aktivisti Özgür Aksun, Trakya Politik’e yaptığı özel açıklamada, acele kamulaştırma kararına karşı mücadelenin bilimsel, hukuki ve toplumsal zeminde büyütüleceğini söyledi.

Trakya’nın yalnızca yatırım yapılacak bir alan olarak görülemeyeceğini belirten Aksun, şunları söyledi:

“Trakya’nın toprağı, suyu, ormanları ve meraları yalnızca üzerinde yatırım yapılacak boş alanlar değildir. Burası milyonlarca insanın yaşam kaynağı, Türkiye’nin en önemli gıda üretim merkezlerinden biri ve İstanbul’un su güvenliği açısından vazgeçilmez bir coğrafyadır. 5 Eylül 2026 tarihinde yayımlanan acele kamulaştırma kararı, yalnızca birkaç sondaj kuyusu açılmasıyla sınırlı değildir. Kararın kapsamında yollar, petrol ve doğal gaz boru hatları, enerji nakil hatları, üretim kampları, idari kampüsler ve depolama tesisleri bulunuyor. Dolayısıyla karşımızda Trakya’nın çok geniş bir bölümüne yayılabilecek bütünlüklü bir enerji altyapısı bulunuyor.”

632 KİMYASAL, ATIK SU VE AKİFER RİSKİ: BU TEHLİKE GÖRMEZDEN GELİNEMEZ

Kaya gazı üretiminde kullanılan hidrolik çatlatma yönteminin taşıdığı risklere ayrıca dikkat çeken Aksun, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Kaya gazının çıkarılması amacıyla su, kum ve çeşitli kimyasal maddeler çok yüksek basınçla yeraltındaki kaya tabakalarına enjekte ediliyor. Bu işlemde kullanılan maddeler üzerine yapılan çalışmalarda 632 farklı kimyasal bileşen tespit edildiği, bunların yaklaşık yüzde 27’sinin kanserle ilişkilendirilen maddelerden oluştuğu yönünde bilimsel değerlendirmeler bulunuyor. Yeraltına gönderilen sıvının tamamı yeniden yüzeye çıkarılamıyor. Önemli bir bölümü yeraltında kalırken geri alınabilen kısmı ise ağır metaller, tuzlar, hidrokarbonlar ve kullanılan kimyasallarla birlikte atık suya dönüşüyor. Bu sıvıların yüzeydeki atık havuzlarında depolanması, taşınması ve bertarafı sırasında meydana gelebilecek sızıntılar toprağı, tarım alanlarını ve yüzey sularını tehdit edebilir. Kuyuların yeterli standartlarda inşa edilmemesi, kuyu bütünlüğünün zamanla bozulması veya insan kaynaklı ihmal ve hatalar ise kimyasal içeren sıvıların yeraltı su rezervlerine ve akiferlere ulaşması riskini doğurur. Trakya gibi su kaynakları zaten alarm veren ve tarımsal üretimi suya bağlı olan bir bölgede bu ihtimallerin hiçbiri küçük veya kabul edilebilir bir risk olarak görülemez. Kullanılacak bütün maddeler, miktarları, suyun nereden sağlanacağı, sıvının ne kadarının geri alınacağı ve oluşacak atığın nerede bertaraf edileceği çalışma başlamadan önce halka açıklanmalıdır.”

“HALKIN NEYLE KARŞI KARŞIYA OLDUĞU AÇIKLANMIYOR”

Kamuoyuna sunulan haritanın genişliğine rağmen proje ayrıntılarının paylaşılmadığını belirten Aksun, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hangi köylerin, hangi tarım arazilerinin, hangi meraların ve hangi su havzalarının projeden doğrudan etkileneceği açıklanmıyor. Toplam kaç kuyu açılacağını, kaç dönüm arazinin kamulaştırılacağını, boru hatlarının nerelerden geçirileceğini ve depolama tesislerinin nereye kurulacağını bilmiyoruz. Böyle büyük bir projenin ayrıntıları halka açıklanmadan, yerel yönetimlerin, meslek odalarının, bilim insanlarının, çiftçilerin ve bölgede yaşayan yurttaşların görüşü alınmadan yürütülmesi kabul edilemez.”

“ACELELİĞİ DOĞURAN SOMUT DURUM NEDİR?”

Acele kamulaştırmanın insanların mülkiyet hakkına yönelik ağır bir müdahale olduğunu vurgulayan Aksun, enerji yatırımının bütün hakların önüne geçirilemeyeceğini ifade etti:

“Acele kamulaştırma, olağan bir yöntem değildir. İnsanların yıllardır ekip biçtiği, çocuklarına bırakmak istediği topraklara yönelik çok ağır bir müdahaledir. Bu nedenle aceleliği doğuran somut durumun ne olduğu kamuoyuna açıklanmalıdır. Enerji yatırımı yapılacak olması, mülkiyet hakkının, çevre hakkının ve halkın karar süreçlerine katılma hakkının ortadan kaldırılması için yeterli bir gerekçe değildir. Kamu yararı yalnızca çıkarılacak petrolün veya doğal gazın ekonomik değeriyle ölçülemez. Suyun, toprağın, tarımsal üretimin ve gelecek kuşakların yaşam hakkının korunması da kamu yararıdır.”

“TRAKYA’NIN EN BÜYÜK KIRMIZI ÇİZGİSİ SUDUR”

Aksun, bölgenin uzun süredir su sorunu yaşadığına dikkat çekerek petrol ve doğal gaz faaliyetlerinin su kaynakları üzerindeki muhtemel etkilerinin açıklanmasını istedi:

“Trakya’nın en büyük kırmızı çizgisi sudur. Ergene Havzası ve Trakya’nın yeraltı suyu kaynakları yıllardır sanayinin, yoğun tarımsal kullanımın, plansız yapılaşmanın ve iklim krizinin baskısı altında bulunuyor. Bazı bölgelerde yeraltı su seviyeleri ciddi biçimde düştü. Böyle bir coğrafyada petrol ve doğal gaz faaliyetleri için ne kadar su kullanılacağı, bu suyun nereden karşılanacağı ve üretim sırasında ortaya çıkacak atık suların nereye gönderileceği açıklanmadan hiçbir çalışma başlatılmamalıdır.”

Trakya’daki su kaynaklarının yalnızca bölge kentleri açısından değil, İstanbul’un su güvenliği bakımından da hayati öneme sahip olduğunu dile getiren Aksun, su havzalarının idari sınırlarla değerlendirilemeyeceğini kaydetti.

“HİDROLİK ÇATLATMA İHTİMALİ AYRICA ELE ALINMALI”

TPAO’nun geçmiş yıllarda Trakya’daki bazı kuyularda hidrolik çatlatma uyguladığının kurumun faaliyet raporlarında yer aldığını hatırlatan Aksun, yeni kuyularda uygulanacak yöntemlerin kamuoyuna açıklanmasını istedi:

“Kaya gazı ve hidrolik çatlatma ihtimali ayrıca ele alınmalıdır. TPAO’nun geçmiş faaliyet raporları, Trakya’daki bazı kuyularda hidrolik çatlatma işlemi uygulandığını gösteriyor. Ancak yeni proje kapsamındaki kuyularda bu yöntemin kullanılıp kullanılmayacağı açıklanmıyor. Eğer hidrolik çatlatma uygulanacaksa kullanılacak su miktarı, kimyasal maddelerin içeriği, işlemin kaç aşamada yapılacağı ve yeraltından geri dönen sıvıların nasıl bertaraf edileceği halk tarafından bilinmelidir.”

Gerekli önlemlerin alınmaması halinde kuyu bütünlüğündeki sorunların, yüzeydeki sızıntıların, atık su depolama alanlarının ve insan kaynaklı hataların yeraltı ve yüzey suları üzerinde ciddi riskler oluşturabileceğini belirten Aksun, olası bir kirlenmenin yalnızca kuyunun bulunduğu alanla sınırlı kalmayacağına dikkat çekti.

“Su havzaları idari sınırları tanımaz. Meydana gelebilecek bir kirlilik tarımı, hayvancılığı, insan sağlığını, Marmara Denizi’ni ve İstanbul’un su güvenliğini etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir.”

“ENERJİ İLE YAŞAM ARASINDA SEÇİM YAPMAK ZORUNDA DEĞİLİZ”

Enerji ihtiyacını reddetmediklerini ancak enerji politikalarının doğa ve insan sağlığıyla karşı karşıya getirilemeyeceğini belirten Aksun, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Biz enerjinin gerekli olmadığını söylemiyoruz. Enerjiye ihtiyacımız var ancak temiz suya, sağlıklı toprağa, güvenilir gıdaya ve yaşanabilir bir çevreye de ihtiyacımız var. İnsanları enerji ile yaşam arasında seçim yapmak zorunda bırakan bir anlayışı kabul etmiyoruz. Fosil yakıtların ekonomik ömrü sınırlıdır. Tarım toprağı ve su ise doğru korunduğunda yüzyıllar boyunca yaşam üretir. Birkaç yıllık enerji kazancı uğruna Trakya’nın kalıcı değerleri riske atılamaz.”

MÜCADELE BİLİMSEL, HUKUKİ VE TOPLUMSAL ZEMİNDE BÜYÜYECEK

Önümüzdeki dönemde izlenecek mücadele yöntemlerini de açıklayan Aksun, ruhsat alanlarının, yeni kuyuların, boru hattı güzergâhlarının, kamulaştırılacak parsellerin ve ÇED dosyalarının tek tek takip edileceğini söyledi.

“Önümüzdeki dönemde mücadelemizi bilimsel, hukuki ve toplumsal zeminde büyüteceğiz. Öncelikle projenin bütün ayrıntılarının bilgi edinme başvuruları yoluyla açıklanmasını isteyeceğiz. Ruhsat alanlarını, planlanan kuyuları, boru hattı güzergâhlarını, kamulaştırılacak parselleri ve ÇED dosyalarını tek tek takip edeceğiz. Her projenin ayrı dosyalara bölünerek toplam çevresel etkinin görünmez hale getirilmesine izin vermeyeceğiz. Trakya’nın tamamını kapsayan bağımsız ve bilimsel bir kümülatif çevresel etki değerlendirmesi hazırlanmasını talep edeceğiz.”

BÜTÜN KURUMLARA ORTAK MÜCADELE ÇAĞRISI

Tekirdağ Barosunun süreci takip edeceğini ve hukuka aykırılık belirlenmesi halinde yargıya başvuracağını açıklamasının önemli olduğunu belirten Aksun, mücadelenin geniş bir dayanışmayla yürütülmesi gerektiğini söyledi:

“Barolar, belediyeler, kent konseyleri, ziraat ve çevre mühendisleri odaları, tabip odaları, çiftçi örgütleri, köy muhtarlıkları, çevre dernekleri ve yaşam savunucularıyla ortak bir mücadele zemini oluşturacağız. Gerektiğinde ÇED kararlarına, imar düzenlemelerine, mera vasfı değişikliklerine, orman izinlerine ve kamulaştırma işlemlerine karşı hukuki yollara başvuracağız.”

Mücadelenin yalnızca mahkeme salonlarına bırakılamayacağını vurgulayan Aksun, projeden etkilenebilecek köylerde bilgilendirme çalışmaları yapılacağını ifade etti:

“Projeden etkilenme ihtimali bulunan köylerde halkı bilgilendirecek, toplantılar düzenleyecek ve yurttaşların kendi arazileriyle ilgili süreçleri takip edebilmesini sağlayacağız. Üniversitelerden ve bağımsız bilim insanlarından destek isteyeceğiz. Çalışmalar başlamadan önce su kaynaklarının, toprağın ve havanın mevcut durumunun bilimsel yöntemlerle kayıt altına alınmasını talep edeceğiz. Böylece ileride oluşabilecek bir kirliliğin veya tahribatın kaynağının gizlenmesinin önüne geçilebilecek.”

“BU MESELE BÜTÜN TRAKYA’NIN ORTAK MESELESİDİR”

Projenin herhangi bir siyasi partinin veya tek bir çevre örgütünün meselesi olmadığını belirten Aksun, Trakya’nın tüm yaşam alanlarıyla birlikte savunulması gerektiğini söyledi:

“Bu mesele toprağını işleyen çiftçinin, hayvanını merada otlatan köylünün, musluğundan temiz su akmasını isteyen yurttaşın ve çocuklarına yaşanabilir bir Trakya bırakmak isteyen herkesin ortak meselesidir. Trakya’yı parça parça savunamayız. Ergene’yi, Istrancaları, Saros’u, Gelibolu’yu, meraları, tarım ovalarını ve su havzalarını bir bütün olarak ele almak zorundayız.”

Kuzey Ormanları Savunması adına kamuoyuna açık çağrıda bulunan Aksun, projenin bütün ayrıntılarının açıklanmasını ve yerel halk karar sürecine katılmadan çalışmalara başlanmamasını istedi:

“Kararlar kapalı kapılar arkasında alınmasın. Projenin bütün koordinatları, çevresel etkileri, su kullanımı ve atık yönetimi halka açıklansın. Bağımsız bilim insanlarının katılımıyla kümülatif çevresel etki değerlendirmesi hazırlansın. Yerel halkın onayı alınmadan, hukuki süreçler tamamlanmadan ve çevresel güvence sağlanmadan hiçbir araziye girilmesin.”

Aksun sözlerini şu çağrıyla tamamladı:

“Trakya sahipsiz değildir. Bu topraklarda yaşayanların yaşam hakkını, suyunu, ekmeğini ve geleceğini ilgilendiren her kararın takipçisi olacağız. Hukukun, bilimin ve toplumsal dayanışmanın bütün imkânlarını kullanacağız. Çünkü gidecek başka bir yerimiz, kaybedecek başka bir Trakya’mız yok.”

TRAKYA POLİTİK’TEN TPAO’YA 15 KRİTİK SORU

Trakya Politik olarak kamu adına soruyoruz:

  1. Proje kapsamında toplam kaç petrol ve doğal gaz kuyusu açılacak?
  2. Kuyuların il ve ilçe bazındaki dağılımı nasıl olacak?
  3. Hangi köylerden ve tarım arazilerinden boru hattı geçirilecek?
  4. Kamulaştırılacak toplam alan kaç dönüm olacak?
  5. Bu alanın ne kadarı tarım arazisi, mera ve ormanlardan oluşacak?
  6. Projenin toplam su ihtiyacı ne kadar olacak?
  7. Kullanılacak su hangi kaynaklardan sağlanacak?
  8. Yeni kuyularda hidrolik çatlatma uygulanacak mı?
  9. Kullanılacak kimyasallar kamuoyuna açıklanacak mı?
  10. Üretim suyu, sondaj çamurları ve diğer atıklar nereye gönderilecek?
  11. Depolama tesisleri hangi ilçe ve köylere kurulacak?
  12. Çalışmalardan önce yeraltı suyu ve toprak ölçümleri yapılacak mı?
  13. Bütün altyapıyı kapsayan kümülatif çevresel etki raporu hazırlandı mı?
  14. Olağan kamulaştırma yerine acele kamulaştırmayı zorunlu kılan somut durum nedir?
  15. Belediyelerin, köylülerin, çiftçilerin, ziraat odalarının, baroların ve çevre örgütlerinin görüşü alınacak mı?

TRAKYA’NIN GELECEĞİ KAPALI KAPILAR ARDINDA BELİRLENEMEZ

Enerji ihtiyacı Türkiye açısından stratejik öneme sahip. Ancak enerji üretimi gerekçesi, Trakya’nın su kaynaklarının, tarım topraklarının, meralarının ve yaşam alanlarının plansız şekilde kullanılması için sınırsız bir yetki anlamına gelemez.

Karar yayımlandı fakat projenin büyüklüğü açıklanmadı. Ruhsat haritası yayımlandı fakat kuyuların yerleri gösterilmedi. Kamulaştırma yetkisi verildi fakat hangi parsellerin alınacağı açıklanmadı. Boru hatları ve depolama tesisleri karara yazıldı fakat güzergâhları ve kurulacakları yerler paylaşılmadı.

Acele kamulaştırma kararı alınırken Trakya halkına aceleyle geçiştirilebilecek birkaç cümle değil, açık ve doğrulanabilir bilgiler verilmelidir.

Trakya Politik olarak daha önce yönelttiğimiz soruyu bir kez daha tekrarlıyoruz:

TRAKYA’NIN TOPRAĞI, SUYU VE GELECEĞİ İÇİN KÜMÜLATİF ÇEVRESEL ETKİ RAPORU NEREDE?

Doğal kaynakların korunmasını istemek enerji yatırımlarına karşı çıkmak değildir. Bilimin, hukukun ve kamu yararının uygulanmasını istemektir.

Trakya’nın geleceği aceleye getirilemez. Çünkü kaybedilen bir tarım toprağını, kirlenen bir yeraltı suyu kaynağını ve parçalanan bir ekosistemi yeni bir Cumhurbaşkanı Kararı ile geri getirmek mümkün olmayacak.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Trakya Haber

Trakya Politik

Trakya Gazetesi